Hanif Murat

Hüküm Yalnız Allah'ındır!

Anasayfa Hüküm Yalnız Allah'ındır AKIL
AKIL

21:10 Size içinde mesajınız bulunan bir kitap indirdik. Hala akletmeyecek misiniz?  

Akletmek, Kuran’ın en çok üzerinde durduğu konulardan birisidir. Tam 49 farklı ayet-i kerimede ALLAH akletmemizi buyurmuştur. Akıllarını kullanmayanlar ise hayvanlara benzetilerek kınanmıştır. (2:171) Ancak akıl, aynen “fikir” kelimesinde olduğu gibi tüm Kuran boyunca hep fiil olarak kullanılmıştır. İsim halinde kullanıldığı tek bir istisna bile yoktur. Bunun manası, akıl ve fikrin hakikat yolculuğunda amaç değil araç olmalarıdır.  

“Aklın dindeki yeri nedir?” tartışması, kâmil mezheplerin ortaya çıktığı hicri üçüncü asırda ortaya çıkmıştı. Sünni ve Şiiler akletmenin ve düşünmenin lüzumsuzluğu hususunda hem fikir olurken, bunlara cevap olarak Mutezile aklı ve akılcılığı bayraklaştırdı. Öyle ki, Mutezilelere göre akıl vahyin bile önünde tek mutlak otorite olarak kabul görülmekteydi. Kendi akıllarına uymayan her ayeti tevil etmekten geri durmuyorlardı. Mutezilenin bu ifratı mağlubiyetle sonuçlanmış, zafer aklı kullanmanın bile zül olduğunu düşünenlerin olmuştur. Böylece akıl ve fikir, ifrat derecesinde kendisinin savunucularını kaybederek tamamen gündemden düşmüştür. 

11’inci çağda, Türklerin İslam’a girmeleriyle akletmek ve düşünmek, tekrardan Müslümanlar nezdinde hak ettikleri itibarı buldular. Başta Ahiler olmak üzere pek çok Türkmen oluşumu, bu gayretlerinin meyvesini fazlasıyla topladılar. Bu sebeple 11-16’ncı asırlar arası Avrupa ortaçağ karanlığına bürünmüşken, Türkmenlerin öncülüğündeki İslam medeniyeti ikinci altın çağını yaşıyordu. 16’ncı asrın başında Safevi’nin Şiileşmesine cevap olarak Osmanlı ve Orta Asya Sünnileşti. Böylece akletmek ve düşünmek yeniden yerini koyun gibi güdülmeye, hurafe ve bidatleri körü körüne taklit etmeye bıraktı. Nitekim 19’uncu asırda Müslümanlar batıya karşı ağır bir yenilgi alınca, Kuran’ın emrettiği araç olarak akletmenin ve düşünmenin kullanılması yerine “aklı” mutlak kıstas haline getirme furyası ortaya çıktı.   

Bu asırda ortaya çıkan post modern mutezileler eliyle akıl tekrardan dinin onlarca hüküm kaynağı arasındaki yerini aldı. Hatta moderniteyle beraber büyük bir savrulma ve şiddetli depremler yaşayan Sünniler ve Şiiler dahi mezheplerinde hiç yeri olmamasına rağmen aklı pek çok konuda yegâne ölçüt haline getirdiler. 

8:22 ALLAH katında yaratıkların en kötüsü aklını kullanmayan sağır ve dilsizlerdir. 

Düşünmenin ve aklı çalıştırmanın en temel Kurani emirler olduğunu belirttik. Buna mukabil akıl, asla hükmün yalnız ALLAH’a özgü olduğu İslam dininde teşri kaynağı değildir. Akıllı olmakla akılcı olmak arasındaki fark, Kuran’ın bu konuya bakışının özetidir. ALLAH, akıllı olmamızı ve akletmemizi emrederken, hiçbir ayetten akılcılığa ve aklın dinde bir hüccet olduğuna dair bir referans edinemeyiz. 

Aklı bayraklaştıranlar, çok büyük bir tutarsızlık içerisindedirler. Çünkü ALLAH’ın bir kitap indirdiğini kabul etmek bile tek başına, aklın gerçeği bulmada aciz olduğunun dile getirilmesidir. Eğer akıl denildiği gibi hakikatin tek ve en güvenilir adresi olsaydı, ALLAH’ın peygamberler ve kitaplar gönderişi saçmalık olurdu. Herkes kendi aklıyla ortaya koyduğu doğrulara intisap eder ve ona göre mahşerde yargılanırlardı. Bu gerekçelerle deistlerin haricinde aklı ön plana çıkaran tüm hizipler, kendi kendileriyle çelişki yaşamaktan kurtulamazlar. 

Yeryüzünde milyarlarca farklı insan ve farklı akıl yapısı vardır. Birisinin doğru kabul etmediğini en nihayetinde diğeri olağan sayabilir. Bu ihtilaflarsa ancak bir üst merciin hakemliğiyle ortadan kalkar. Bu hakem elbette ki ALLAH’ın indirdiği vahiydir. Vahyin bildirimleri, eğer şahsın akli doğrularıyla çelişiyorsa kişi küstahlaşıp ALLAH’a dinini öğretmeye çalışmak yerine, kabahatin kendi aklında olduğunu itiraf edip: “İşittik ve itaat ettik.” demelidir. Aksi, zikredilen insanın ALLAH’a değil de hevasına-egosuna kul olduğunu gösterir. 

49:16 De ki: “ALLAH’a dininizi mi öğretiyorsunuz? ALLAH göklerdeki ve yerdekini bilir. ALLAH her şeyi hakkıyla bilendir.”  

En temel konulardan tali alanlara kadar insan aklının vahye ters düştüğü binlerce durum vardır. Özellikle akılları moderniteyle iğfal edilmiş kişilerin, hemen hemen hiçbir vahiy gerçeğini kendi akıl mantaliteleri çerçevesinde idrak edemediklerini müşahede etmekteyiz. Bu zihniyetin temsilcilerinin kitaba uymak yerine, kitabına uydurmayı seçmeleri tek kelimeyle onursuzluktur. ALLAH’a teslim oldum (Müslüman’ım) diyenlerin, ALLAH’ın indirdiklerini beğenmeyip, kendi zihniyetlerini vahyin önüne çıkarmaları büyük bir terbiyesizliktir. (47:26) Kuran’ın tamamını kendisine uydurmak yerine, kitaba hiç inanamamanın daha şerefli olduğu kanısındayım. 

Bahsimiz yalnızca bireysel akıl savrulmalarını değil, insanlığın ortaya koymuş olduğu ortak aklı da içermektedir. İnsanlığın topyekûn bir ortak akıl geliştirme kudretinden yoksun olduğu maruftur. Gene de çoğunluğun bazı edinimleri vardır. Örneğin; Türkiye’mizde “Müslüman’ım” diyenlerin dahi çoğu, Kuran’ın pek çok emrinin hilafında bir düşünce yapısına sahiptir. Misalen; halkın çoğu hırsızların ellerinin kesilmesi emrini aklına yatıramaz. Tesettür emri, banka faizinin haram oluşu, cihat, mirasta erkeğin kadının iki katı oranını alması, zina edenlere yüz sopa vurulması, çok eşlilik, iyiliği emretme kötülüğü engelleme, peygamberlere nişane olarak verilen mucizeler gibi pek çok Kurani buyruk, genelin içine (aklına) sinmemektedir.  

33:36 ALLAH ve elçisi bir konuda hüküm verdiği zaman, mümin kadın ve erkeğin bu konuda seçme hakkı yoktur. Ve kim ALLAH’a ve elçisine isyan ederse apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.  

Hatta temel ibadet pratiklerinde bile bunu görebiliriz: “Hacca gidip Arap’ı zenginleştirmek yerine fakirlere yardım et, namazı kazaya bırak, en büyük ibadet çalışmaktır diğerlerini boş ver, Kuran’ı çok okuma kafayı yersin.” söylevi artık sadece seçkin bir elitin değil; Memoların, Hassoların bile diline pelesenk olmuştur.  

Zinanın, Faizciliğin, rüşvetin, namussuzluğun, korsan cd ve kitap kullanmanın, çırılçıplak denize girmenin, alkol kullanmanın, vergi kaçırmanın, şatafatlı yaşamanın, yalancılığın, ikiyüzlülüğün, kapitalizmin, liberalizmin hatta homoseksüel ilişkilerin bile çok doğal karşılandığı bir dünyada yaşıyoruz. Toplumun bu fiilleri normal görmesi, onlara karşı herhangi bir direniş sergilememesi bunların akıllarına yatıyor olduğunun göstergesidir. 

Bu sıraladığımız olguların tamamı Kuran’ın yasakları olup da, halkın aksi istikamette bir akıl geliştirdiği durumlardan yalnızca birkaçıdır. Dolayısıyla, aklı dinde hüccet olarak kabul edenlerin, yukarıdaki emirleri kendi zihniyetleri ışığında tevil etmesi yani törpülemesi kaçınılmazdır. Ancak Sübhan ALLAH’u Teâlâ, dininde kimsenin aklını hüccet kılmamış, gökten ipini indirerek bizleri şaşkınlıktan kurtarmıştır.  

Akıl ancak vahiy ulaşmamış ve bu nimete ermemiş insanlara bir ışık olabilir. Kitaptan nasiplenenlere düşense akıllarını ALLAH’ın ayetlerini algılamak için kullanmalarıdır. Aklı yalnızca vahye giden yolda bir araç olarak değerlendirip, akıllarıyla vahyin çatıştığı noktalarda “Ben yanlış biliyormuşum, doğrusu buymuş.” erdemini gösterebilmeleridir.  

2:242 İşte ALLAH size ayetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki akledersiniz.

 

Bu sitedeki tüm materyaller Allah rızası için vakfedilmiştir. Kaynak göstermek koşuluyla, izne gerek duyulmadan her türlü iktibası yapabilirsiniz.

www.hukumallahindir.com 

 

Hüküm Yalnız Allah'ındır isimli kitabımıza göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı çok teşekkür ederiz.