Hanif Murat

Hüküm Yalnız Allah'ındır!

Anasayfa Hüküm Yalnız Allah'ındır ÇAĞIMIZIN BÜYÜK PUTU: BİLİM
ÇAĞIMIZIN BÜYÜK PUTU: BİLİM

Asrımızın en büyük putları nelerdir diye sorulsa; hiç düşünmeden bilimi de ilk sıralara yerleştiririm. Bilimin özelde Müslümanlar, genelde de tüm insanlık için hangi aşamaları geçerek nasıl putlaştığı konusuna değinmeyeceğim. Bu çok ayrı bir araştırma konusu. Bu çalışmamızı ilgilendirense modern bir put olan bilimin, dinde Kuran’dan bile etkin bir kaynak haline getirilmesi ve bunun sakıncalarıdır. 

Gelenekçiler bile bilim putunun öyle bir manyetik alanında kalmışlardır ki, eylemlerini bilimsel jargonla süslemeden edemezler. Yurdumuzda Adnan hocacılar ve Gülenciler bu akımın en başını çekerlerken, ücra köşelerdeki cami imamları bile halka tesir etmek için bilimi kullanırlar. Öyle ki; klasikleşmiş dualarında hiç gereksiz yere galaksilerden, yıldızlardan, güneş sisteminden acıklı bir şekilde bahsetmeleri komiktir. Hatta Bülent Ayberk adındaki bir şarlatan, kendisini ihtida etmiş bir Alman profesör olarak tanıtmış ve “Hans von Aiberg” adındaki uydurma bir isimle, tamamen atmasyon bilimsel palavraları üzerine bina ettiği martavallara epey taraftar bulabilmiştir. Bu tarz bilimciler sayılmayacak kadar çoktur. 

Bilim ışığında Kuran tefsiri, bilime yol gösteren hadisler, İslam’ın bilimsel yorumu, Kuran’ın bilimsel mucizeleri artık kanıksadığımız söz dizimleridir. Hatta bilime göre Kuran meali yapanlar bile çıkmıştır.[1]  

Müslümanların her yönüyle aşağılık psikolojisine girmiş oldukları bu asırda, bu çabaların bir kısmını tasvip etmesek de hoş görebiliriz. Ancak bilimi mutlak kıstas olarak kabul edip, vahyi bu insan ürünü ölçüte göre eğip bükmenin hiçbir İslami tarafı yoktur. 

Bilim, tamamen objektif değil zamane göre değişen, gelişen, yanlışlanabilen kurallar manzumesidir. Bu özellikleriyle vahyin tamamen tersindedir. Çünkü vahiy; durağan, sabit ve mutlak doğrudur. Bilim bu yapısıyla kıstas olmadığı gibi, akidevi bir konu da olamaz. Kimse mahşerde bilimin önümüze kanun olarak sunduğu şeylerden sorguya çekilmeyecektir. Misalen; dünyanın tepsi gibi düz olduğunu zanneden birisi günah işlememiştir.[2] ALLAH ona: “Neden böyle kabul ettin?” diye de sormayacaktır. Nasıl ki gelenekçiler, sorgu sual meleklerinin kabirde: “Mezhebin ne? İmamın kim?” diye sorular türetmişlerse, bilimciler de sanki Münker ve Nekir: “Üçgenin iç açıları toplamı kaçtır?” “pi sayısı nedir?” “Su kaç derecede kaynar?”, “Peryodik cetveli sırala.”  “Buhari bir hadisi 3 günde uydurabilmektedir. Müslim ise bu işi 2 günde yapmaktadır. O zaman ikisi beraber çalışarak bir hadisi kaç saatte uydurabilirler?” gibi sorularla karşımıza çıkacakmış havası estirmekteler.  

Hoş en büyük gelirini dershanecilik ve üniversite sınavından sağlayan cemaatlerin, öğrencilerini kamçılamak için onları bu yönde kanalize etmelerini tasvip etmesek de, bir yere kadar algılayabiliyoruz. Ancak toplumun büyük bir kısmının: “Oruç tutma, ders çalış; en büyük ibadet ÖSS’ye hazırlanmaktır. Ders çalışırken sevap kazanıyorsunuz.” gibi hiç de dinle imanla alakası olmayan sözler etmeleri bizi yadırgatıyor. Oysaki bunlar tamamen dünyaya yönelik işlerdir. Ödülü ise dünyada alınır. Ders çalışan bir öğrencinin getirisi sevap değil sınavda başarıdır. Sevap ancak ALLAH’ın emirlerini yapmakla, günah ise karşı çıkmakla kazanılır. Belirtmediği hususların sevapla günahla hiç mi hiç ilgisi yoktur. Türkiye derecesi yapmış bir talebe ancak dershanesinin rızasını kazanır.  

Yıllarca yarış atı gibi koşturulup, Anadolu lisesi, fen lisesi ve üniversite sınavlarına dini cemaat kurslarında hazırlanmış ve hep kazanmış birisi olarak; çözdüğüm her soru başına bana sevap dağıtan, bitirilen her denemede şehit sevabı veren, Hz. Hamza’nın kamp yaptığımız evin etrafında bizi koruduğunu söyleyen modern tespihçi (4444 salat’ul tefriciye yerine soru çektiren) abilerden hedef saptırdıkları, yıllarımı heba ettikleri ve ALLAH’a iftira ettikleri için şikâyetçiyim.  

Bilim, yalnızca dünyevi işlerimizi kolaylaştıran bir araçtır. Dine tasallut edilmediği sürece kendisiyle herhangi bir sıkıntımız olmadığı gibi, insanlığa hizmet etmesi hasebiyle destekleriz de. Ancak asla Kuran’ı onaylatmak için bilime ihtiyaç duymayız. Olsa olsa bilim diye söylenen bir gerçek, Kuran’da da geçiyorsa tasdik edilmiş olur.  

Kuran ne bilim kitabıdır, ne de insanlığa uzun süren deney ve gözlemler sonucu elde edebileceği bilgileri suya sabuna dokunmadan bildirmek üzere indirilmiştir. O, yalnızca insana kulluk yolunda kılavuz olsun diye gönderilmiştir. Teorik olarak Kuran’ın mutlak bilimle çelişme olasılığı yoktur. Çünkü tabiat da Kuran da aynı elden çıkmıştır. Ancak bizim günümüze bilim olarak kabul ettiğimiz şeyler yanlış olabilir. O zaman, eğer tevafuk ederse Kuran’la çatışabilir. Biz Müslümanlar, böylesi bir durumda herhangi bir tereddüde kapılmadan o konudaki bilimsel bilginin yanlış olduğuna hükmederiz. Asla Kuran’ı asrın bilgi düzeyine göre tevil etmeyiz. Böyle yapanlar ancak ortaçağda dünyanın düz olduğu bilimsel bir gerçeklikken, Kuran’dan dünyanın tepsi gibi olduğunu çıkarmaya çalışanlar gibidir. Nasıl ki şu gün, bu şekilde çabalayanların ne büyük bir dalalet içerisinde olduklarını gördüğümüz gibi aynı anlayışın günümüzdeki temsilcileri de benzer bir sapma içerisindedirler.  

Devingen bir yapı arz eden bilimin, vahye karşı bir kıstas olamayacağının diğer bir delili “güneşin akıp gitmesi” mevzusudur. Kuran’ın pek çok ayetinde Güneşin de Ay ve Dünya gibi bir yörüngede akıp yüzdüğü haber verilmektedir. (13:2; 21:33; 31:29; 35:13; 36:38; 36;40; 39:5) O çok övündüğümüz ve mutlak bir terazi sandığımız bilim, 1980 yılına kadar güneşin sabit, gezegenlerinse onun çevresinde dolaştığını söylüyordu. Hatta 90’lı yıllarda okuduğum ilk ve ortaokulda da bu bilgiyi tedris ettik.  Bu durum Kuran ve bilim arasında büyük bir tezat oluşturuyordu. Öyle ki; kendisini din ve Kuran düşmanlığına adamış ateist bir yazar, bu olayı diline dolayarak “Kuran bilimle çelişiyor. O zaman ALLAH’tan gelmemiştir.” şeklinde özetleyebileceğimiz bir velvele koparmıştı. İşin daha kötü tarafı ona cevap vermeye çalışan ulema: “Bu konuda Kuran doğru söylüyor, biliminiz yanılmıştır.” diyecekleri yerde, bu yedi tane ayeti hiçbir dilbilgisi kuralına bağlı kalmadan tevil etmeye gayret göstermişlerdi. Ancak birkaç yıl sonra, güneşinde belli bir yörüngesi olduğu ve bu felek üzerinden akıp gittiği bilgisi Türkiye’ye de ulaşınca, bizimkiler utanmadan ve sıkılmadan: “Bakın bu Kuran mucizesidir.” demeye başladılar. Hâlbuki birkaç sene önce aynı ayeti, kendileri “güneş sabittir” anlamına gelecek şekilde tahrif etmişlerdi.  

Ne yazık ki bilim, yalnızca Kuran’ın müteşabih ayetlerine değil, muhkem ayetlerine de hakem kılınmaktadır. Örneğin; meşhur bir din adamı; boşanma sonrası olan üç aylık iddet müddetinin gebelik testinin ortaya çıkmasıyla ortadan kalktığını ileri sürmektedir. [3] “İlahi vahiy” demek olan “Ruh” kavramanı, sonradan geleneğin kazandırmış olduğu anlammış gibi dayatanlar da, ruhla ilgili onlarca bilimsel fantezi dayatırlar. Tamamen subjektif olan ve doğrulanması imkânsız bir durumdaki “Sosyal bilimlerden” bile ahkâm kotaranlar bulunmaktadır. Tabi ki birkaç ecnebi bilim adamının, dipnotlarda isminin bulunduğu çok referanslı sözüm ona akademik makaleler pek çok bilim tapara cazip gelmektedir.



[1] Bilime göre tercüme nasıl olurmuş onu anlayamadık doğrusu. Bilim ışığında tefsiri anladık da bu nereden çıktı? Yani işin içine bilim girince ayetlerin grameri ve çevirisi de mi değişiyor?
[2] “Bu çağda dünyanın düz olduğuna inanan mı var?” demeyin. Vahabiler buna iman etmişlerdir. Ve ben açıkçası bu tutumlarından ötürü kendilerini kınamak şöyle dursun tebrik ediyorum. Çünkü hadislerde hiçbir tevile meydan bırakmayacak şekilde dünyanın düz olduğu yazmaktadır. Bu durumda, asıl kınanması gereken hadislerinde bile samimi olmayan bizim hadisçi sünnetçilerdir. İnanç, samimiyet gerektiren bir iştir. “İşime gelene inanırım, işime gelmeyeni de reddederim.” demek imansızlıktır.
[3] Y. N. Öztürk, Kuran’daki İslam, 42. baskı 2007 s.319
 

Bu sitedeki tüm materyaller Allah rızası için vakfedilmiştir. Kaynak göstermek koşuluyla, izne gerek duyulmadan her türlü iktibası yapabilirsiniz.

www.hukumallahindir.com 

 

Hüküm Yalnız Allah'ındır isimli kitabımıza göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı çok teşekkür ederiz.