Hüküm Yalnız Allah'ındır!
| SAHABE GÖRÜŞLERİ |
|
2:134 Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizinkilerse sizedir. Siz onların yapıp ettiklerinden sorgulanmayacaksınız. Sünni mezhepte dört hüccet arasında sayılmayıp ancak en az diğerleri kadar kudretli beşinci kaynak sahabe beyanlarıdır. Sahabe: arkadaş demektir. “Ashap” bu kelimenin çoğuludur. Özellikle ortaçağdan günümüze kadar kopmaz bir kulpla süregelen kıssacılar nezdinde olağanüstü bir konuma sahip olan sahabe kelimesi, Kuran’da kötüye yakın bir nötrlükte anılır. Tahrimen (harama yakın) mekruh gibi. (34:46; 53:2; 81:22) ayetlerinde, peygamberimizin müşriklerin sahabesi olduğu ve sahabelerinin (arkadaşlarının-Hz. Muhammet’in) delirmiş, cinlenmiş, sapıtmış olmadığını ifade eder. Aynı kelime (12:39-41) ayetlerinde, henüz müşrik olan, sonra ihtida edip etmedikleri muallakta kalan Yusuf’un (as) zindan arkadaşlarını betimlemek için kullanılır. Sahabe kelimesinin tek olumlu kullanıldığı yer (9:40) ayetidir. Bu kelime burada, hicret sırasında peygamberin mağara arkadaşını tanımlamak için kullanılmıştır.[1] Ancak Kuran’da yukarıda belirttiğimiz gibi vasatın altında bir manaya sahip sahabe kelimesi; sıra dışı yetkilere sahip bir zümreye dönüşmüştür. Her konuda olduğu gibi sahabe tanımında da ihtilaflar mevcuttur. Genel olarak ehlisünnet mensupları, Müslüman olup peygamberi bir kereliğine de olsa gören herkesi sahabe saymışlardır. 114.000 sahabe olduğu belirtilmektedir. Yine Sünniler bu 114 bin kişinin tamamının adil, masum, şaşmaz ve yıldızlar gibi olduklarını belirtirler. Bu hususta uydurulmuş binlerce hadis vardır. Öyle ki sırf sahabe faziletlerine dair çaplı bir literatür oluşmuştur. Peygamber efendimiz (asvs) kendisine inananlarla beraber eşine tarihte ender rastlanabilecek bir devrim gerçekleştirmiştir. Bu inkılâp yalnızca Arap yarımadasında değil, çok kısa bir zamanda Roma ve Sasani İmparatorluklarını da önüne katarak, Hindistan’dan Atlas okyanusuna kadar müthiş bir iman tsunamisi yaratmıştır. Elbette ki bu muazzam başarı; ALLAH’ın yardımı, Kuran’ın mükemmelliği, Resulullah’ın dehası ve gayreti ve de tabiî ki müminlerin inancı, kararlılığı, cefası ve azmiyle başarılmıştır. Bu büyük ve kalıcı zaferde katkısı olan herkesi hayırla yâd etmek, Müslüman bir dünyada doğan ve Kuran’ı tanıyan hepimizin üzerine borçtur. ALLAH, dini yolunda cihat eden tüm müminlerden razı olsun. Fakat tarihin konusu olarak hayırlı anılması gereken sahabeler, zamanla dinin teşri kaynağı olan Tanrılara dönüştürülmüşlerdir. İnsanın değer verdiklerini putlaştırması tarih boyunca süregelmiş bir kanundur. Ancak hiçbir devirde bir halkın çocuğundan, kadınına, kölesinden bedevisine tamamının putlaştırıldığı görülmemiştir. Bu hususta şirkin katmerlisini işleyen ve aziz fenomeninin yoğun olduğu Hıristiyanları bile geride bırakmamız oldukça üzücüdür. Hıristiyanlar dahi ALLAH’ın oğlu ALLAH dedikleri İsa’yı (as) inanıp gören herkesi değil, sadece 12 tanesini ve annesini putlaştırmışken, bizim o devirde yaşayan hayvanları[2] hatta cansız varlıkları[3] bile kutsamamız ironiktir. Bu 114 bin kişinin tamamı putlaştırılmakla da kalınmamış, dinin yegâne ölçütü ve sahibi haline getirilmişlerdir. Dört büyük Sünni mezhebinin tamamı da bir şekilde sahabe kavl ve icraatlarını dinde delil olarak varsaymışlardır. Ebu Hanife, sahabe uygulamalarına itibar etmiş, sahabenin çelişkiye düştüğü durumlarda bile o meşhur reyini kullanmak yerine bu ihtilaflı görüşlerden birisini seçmekle yetinmiştir. Malik, sahabenin sözlerini de aynen peygamber sözleri ayarında sünnet olarak kabul etmiştir. Ona göre sahabenin sözleri de aynen hadisler gibidir ve dinin ikinci kaynağıdır. Bu hususta en radikal çıkışı Hanbel yapmıştır. O sadece sahabeleri değil onları gören ikinci kuşak olan tabiileri de din de hüküm koyucu ilan etmiştir.[4] Bu görüşe göre hicri 10-100 yılları arası yaşamış hemen hemen herkes ki yaklaşık 50 milyon insanın tamamı günahsız, hatasız ve din koyucudur. Çünkü peygamberin ahirete irtihalinden itibaren sahabeler ilgi odağı olmuş, bilhassa umuma açık camilerde herkes onları görmek ve sohbetini dinlemek imkânına ulaşmıştır. Peygamberi çocukken görenlerin de sahabe olarak sayıldıklarını düşündüğümüzde, H.60 yılına kadar İslam âleminde pek çok sahabe denilen kişi cirit atmakta ve onları görme şerefine erişip kutsallaşan milyonlar bulunmaktaydı. Mezhep imamları arasından sahabelerin dindeki yeri konusunda en tutarlı görüşü Şafi benimseyerek, mezhep usulünü oluştururken onları din koyucu olarak kabul etmemiştir. Ancak aynı tutarlılığı uygulama noktasında göstermeyen Şafi, isim koymadan ve anayasayı bir kere delsek ne çıkar yavanlığıyla kendi kanunlarına bile uymamış ve pratikte sahabe sözlerini hüküm tayin edici olarak vazetmiştir. Mezhep usulünü tanıttığı “Er Risale” adlı yapıtında Şafi, sahabe sözlerini de hüküm kaynağı olarak yorumlamıştır. Gene “El Umm” adındaki eserinde “Kitap ve Sünnet’te bulunan şeyleri duyanlar için mazeret söz konusu değildir, onlara itaat gerekir. Kitap ve Sünnet’te bir şey yoksa sahabelerin sözlerine başvururuz.” [5] diyerek öznel mezhep kaidelerine kendisinin bile uymadığını açık etmiştir. Mutezile, Şia ve Hariciler sahabe söz ve eylemlerini dinde delil olarak tanımamışlardır. Kuran’ın bu konudaki görüşü elbette ki açıktır. Peygamber de dâhil olmak üzere kimsenin hüküm koyucu olmadığı İslam dininde sahabelerin söz sahibi olması beklenilemez. Ancak yukarıda anılan görüşlerin ne kadar mantıksız ve keyfi olduğunu göstermeden edemeyeceğim: Sahabe kelimesinin mukaddes bir manada olmadığını Kuran’dan gördük. Bunun haricinde hayatlarında sadece bir kez peygamberi görmüş kişilerin bile yanılmaz, şaşmaz, adil ve mükemmel olduğunu iddia etmek hangi akla, hangi mantığa sığar? Kuran’ın medeni ayetleri Mekke dönemindeki müşrik vurgusuna eş değer bir şekilde münafık konusunu işler. Hatta Kuran’da Müşrikun suresi olmamasına rağmen Münafikun (63. sure) adında bir sure olması manidardır. Bu çok açık bir şekilde büyük bir münafık grubun mevcut olduğunun Kuran tarafından belirtilmesidir. (9:101) ayetinde bu münafıkları peygamberimizin bile tam manasıyla teşhis edemeyeceği söylenir. Geleneğin sadece bir tane münafık “Abdullah b. Ubey b. Selul varmış gibi davranması büyük bir aldatmacadır. Dolayısıyla hidayet rehberi olarak gösterilen insanlar içerisinde münafıklar olması çok doğaldır. Ayrıca üçüncü halife Osman’ın, içlerinde pek çok sahabenin de bulunduğu isyancı bir grup tarafından katledilmesi sonrasında, en kutsal sahabelerinde aralarında bulunduğu Müslümanlar yıllarca birbirlerini kırmışlardır. Bu tarihsel vakıa bile sahabelerin öyle anlatıldıkları gibi ruhani melekler olmadıklarını ortaya koyar. Milyonlarla ifade edilebilecek sayıdaki tabiilerin dinde söz sahibi olamayacaklarını söylemek abesle iştigaldir. 2:141 Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizinkilerse sizedir. Siz onların yapıp ettiklerinden sorgulanmayacaksınız. [1] Siyer kaynaklarının tamamı bu arkadaşın Hz. Ebubekir olduğunda ittifak halindedirler. [2] Peygamberin devesi Kusva, Ali’nin atı düldül putlaşan hayvanlara birer numunelerdir. [3] Peygamberin olduğu iddia edilen, sakal telleri, hırka, ayak izi ve Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar en bariz putlar haline gelmişlerdir. [4] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/76-79 [5] Şafi, El-Umm, c. 7, s. 246
|
Hüküm Yalnız Allah'ındır isimli kitabımıza göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı çok teşekkür ederiz.

