Hanif Murat

Hüküm Yalnız Allah'ındır!

Anasayfa Hüküm Yalnız Allah'ındır HADİS UYDURMA SEBEPLERİ
HADİS UYDURMA SEBEPLERİ

Hadis uydurma, daha peygamber hayattayken başlamıştı. Efendimiz,[1] ahirete intikal edince, her geçen gün daha da dallanıp budaklandı. Dört halife devrinde ki sağduyulu müdahale bu gediği sınırlıca bir dönemde kapatabildi. Emevilerle beraber sözlü, Abbasiler zamanında ise yazılı bir şekilde patlak veren hadis olayı, Müslümanlar üzerinde onarılmaz yaralar açtı.  

Hadis uydurmanın arka planında binlerce saik yatmaktadır. Erken dönemlerdeki hadis söyleme faaliyetlerinin ana şablonu hatırattı. Ancak sonraki zamanlarda hadis uydurmak için yepyeni birçok bahane ortaya çıktı. Bunların en belirgin olanları: 

1- Geleneğin dinleştirilmek istenmesidir. Özellikle Emeviler zamanında Kureyş-Sami adetlerine kutsiyet atfetmek için birçok hadis uydurulmuştur. Bunun berisinde daha tehlikeli olan ise Resulullah’ın bireysel yaşamı farklı formata büründürülerek, ALLAH’ın emriymiş gibi lanse edilmiştir.[2] 

... Huzeyfe şöyle demiştir: “Ben kendimi bildim ki, ben peygamber ile beraberce yürüyorduk. Derken Peygamber bir kavmin bir duvar arkasındaki süprüntülüğüne geldi ve herhangi birimizin dikilmesi gibi dikilip işedi. Ben de ondan uzaklaştım. Kendisi bana işâret etti. Ben de yanına vardım ve işemesini bitirinceye kadar topuğunun yanında dikildim”.[3] [4] 

2- Sonradan İslam’a girenler; kemikleşmiş inançlarını hadisler yoluyla dinimize sokmuşlardır. Özellikle Yahudilik, Hıristiyanlık, Manicilik ve Zerdüştlüğün etkisi oldukça etkili olmuştur.[5] 

Ebu Hureyre anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim! Meryem oğlu İsa'nın, aranıza adaletli bir hakim olarak ineceği, haçı kırıp, domuzu öldüreceği, cizyeyi [6] (Ehl-i Kitap'tan)  kaldıracağı vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki, kimse onu kabul etmez; tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur."[7] 

3- Halife Osman’dan itibaren Müslümanlar, aralarında kanlı çarpışmaların olduğu siyasi kamplara bölünmüştür. Bu siyasi kampların her biri kendilerini haklı çıkaran hadisler uydurmuşlardır.[8] 

"Ümmetimden bir grup çıkar. Kuran'ı öyle okurlar ki, sizin okuyuşunuz onlarınkinin yanında bir hiç kalır. Namazınız da namazlarına göre bir hiçtir. Orucunuz da oruçları yanında bir hiç kalır. Kuran'ı okurlar, onu lehlerine zannederler. Hâlbuki o aleyhlerinedir. Namazları köprücük kemiklerinden öteye geçmez. Okun avı delip geçmesi gibi dinden hemen çıkarlar. Onlarla harbeden ordu’nun askerlerine peygamberlerinin diliyle ne kadar çok ücretler takdir edilmiş olduğunu bilselerdi (başkaca) amel yapmaktan vazgeçerlerdi. [9] [10] 

4- Yeni ortaya çıkan mezhepler, sapık görüşlerine kılıf olacak hadisler uydurmuşlardır.[11] 

Hârice b. Es-Salt, amcasından rivayet ettiğine göre: O bir kavme uğradı. Kavimdekiler onun, yanına gelip; “Şüphesiz sen o zat (Hz. Peygamber) ’ in yanından hayırlı bir şey getirmişsindir, bizim için şu adama okuyup üfle.” dediler ve kendisine iplerle bağlı deli bir adam getirdiler. Harice’nin amcası sabahlı akşamlı üç gün adama Fatiha Sûresini okudu. Sûreyi her bitirişinde tükürüğünü biriktiriyor sonra da delinin suratına tükürüyordu. Adam sanki kösteğinden kurtulmuş gibi oldu. (Delinin arkadaşları) üfürükçülük yapan zata (ücret olarak) bir şey verdiler. Adam, Resûlullah’a gelip durumu haber verdi. Efendimiz (s.a): “-Ye, ömrüme yemin ederim ki, kimileri bâtıl bir üfürükçülükle yerler, sen ise hak bir üfürükçülükle  yersin. ” buyurdu. [12]  

5- İyi niyetli cahiller; dini sevdirmek, Kuran’ın eksik olduğunu düşündükleri yerleri tamamlamak ve dini kolaylaştırmak için hadisler uydurmuşlardır.[13] 

Ebû Zerr (R) Şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu: “ Cibril bana: ‘ Ümmetimden her kim Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayarak (tevhit inancıyla) ölürse doğrudan cennete girer.” “Eğer o kişi zina etse ve hırsızlık yapsa da mı?” dedi. Peygamber: “Eğer tüm günahları işlese de” buyurdu. [14] [15] 

6- İslam düşmanları; İslam dinini yıkmak, küçük düşürmek, karıştırmak ve bitirmek için hadis uydurmuşlardır.[16] 

Ümmü Haram’dan rivayet olunduğuna göre; Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Denizde başı dönerek kendisine kusma arız olan kimse için bir şehit, boğulan kimse için de iki şehit sevabı vardır.” [17] [18] 

7- Kavimler, kabileler ve aşiretler; kendilerini övmek ve düşmanlarını yermek için hadisler uydurmuşlardır.[19] 

Ebu Hureyre’'den rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Siz pabuçları kıldan olan bir milletle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Siz, gözleri küçük, burunları yassı ve yüzleri kat kat deri ile kaplı kalkan gibi olan TÜRKLERLE savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır."[20] 

8- Hadisleri kaynak kabul etmek ve Kuran’ı bertaraf etmek için hadisler uydurmuşlardır.[21] 

“Dikkatli olun koltu­ğuna kurulan tok bir adamın size: (Sadece) şu Kuran lazımdır. O’nda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz (yeter), diye­ceği (günler) yakındır. Onlar okun yaydan fırladığı gibi dinden çıkarlar.[22] [23] 

9- Diğer dinlerle olan kelam mücadeleleri adına peygamberi yüceltmek için hadisler uydurmuşlardır.[24] 

Enes anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  bir hurma kütüğüne dayanarak hitapta bulunurdu. (Duyulan ihtiyaç üzerine) ona bir minber yaptılar, onun üzerinde hutbe vermeye başladı. Hurma kütüğü Aleyhissalâtu vesselâm'ın kendisini terketmesi üzerine bir deve inleyişi gibi inleyip ağlamaya başladı. Bunun üzerine Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) minberden inip kütüğü mesh edip okşadı. Kütük inlemeyi bırakıp sükunet buldu." [25] 

10- Şehirlerin, gıdaların ve ticaret mallarının faziletlerini övmek için hadisler uydurulmuştur.[26] 

Sa’d İbni Ebi Vakkâs anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “ Kim her sabah acve hurmasından yedi tane yerse o gün geceye kadar ona ne zehir ne de sihir zarar verir.” [27]  

11- Bilinmesi teknik bilgi, gözlem ve deney gerektiren konularda suya sabuna dokunmadan neticeye ulaşmak için hadisler uydurulmuştur.[28] 

Bulaşıcı hastalık yoktur. [29] 

12- Kuran’ın maksada hâsıl olmak üzere mesajı verip, detayları es geçtiği kıssalarda tefsir adına hadisler uydurulmuştur.[30] 

Ebû Saîd el-Hudrî şöyle demiştir: Ben Peygamberden işittim, şöyle buyuruyordu: "Kıyamet günü Rabbimiz kendi baldırını açar...” [31] [32] 

13- Sahabe büyüklerini övmek için hadisler uydurulmuştur.[33] 

Hz. Ayşe anlatıyor: "Hz. Ebu Bekir, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına girmek üzere izin istedi. Bu sırada Aleyhissalâtu vesselâm yatağı üzerinde yatmakta idi. Üzerinde benim bürgüm vardı. Resulullah halini bozmadan izin verdi. (Konuştular), meselelerini hallettiler. Hz. Ebu Bekir gitti. Bir müddet sonra Hz. Ömer girmek için izin istedi.  Resulullah aynı halini hiç değiştirmeden ona da izin verdi. Ömer'in ihtiyacını da gördü. Sonra o da gitti. 

Bir müddet sonra Osman izin istedi. Bu sefer aleyhissalâtu vesselâm yatağında doğrulup oturdu. Üstünü başını düzeltti. Bana da: "Elbiseni üzerine topla!" diye emretti. Ve ona da girmesi için izin verdi. Onun da ihtiyacını gördü. Osman da gitti. O gidince ben dayanamayıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Ebu Bekir ve Ömer [34] gelince istifini bozmadığın halde Osman gelince kendine çekidüzen verdin. Sebebi nedir?" diye sordum. Dedi ki: “Kendisinden meleklerin haya duydukları bir kimseden ben haya duymayayım mı?” [35] 

14. Kıssacılar, hikâyelerine daha çok dikkat çekebilmek, cemaati ağlatabilmek, şöhret kazanabilmek gibi sebeplerden ötürü; peygamberin ve ashabının arabesk hayat hikâyelerini destekler; cennet, cehennem ve mahşer ile ilgili şaşırtıcı, garip ve ilginç hadisler uydurmuşlardır. 

Hicri ikinci asra gelindiğinde camilerin çoğunluğu kendilerine kıssacı denilen insanların eline geçmişti. Bunlar; hayal gücü, hitabet yeteneği, inandırıcılığı, yükselme tutkusu, şov yapabilme kabiliyetleri yüksek, bu oranda da inancı zayıf kimselerdi. Vaaz verdikleri camiyi doldurabilmek ve şöhret kazanabilmek için yapmayacakları yoktu. En büyük madenleri ise ortaçağ zihniyetine cazip gelen ahiret tasvirleri ve peygamber, ashap menkıbeleri idi. 

Cahil cühela tayfasının hoşuna gidecek bu konuları anlatırken inandırıcılıklarını arttırabilmek adına hadis uydurma silahlarını son kurşunlarına kadar kullanıyorlardı. Ağlayanlar, bağıranlar, kürsüyü yumruklayanlar, minberden kendisini atanlarından tutun, oruç tutmaktan bitap düşmüş izlenimi vermek için yüzlerini sarıya boyayanlara, gerektiğinde ağlayabilmek için yanlarında tuz taşıyanlara kadar… Dikkat çekmek için her türlü tiyatroyu uzmanlıkla sergiliyorlardı.  

Şeyhler baronluğunun ülkemizde bir kıssacıda olduğu ve bu baronun seleflerinden geri kalmayacak bir maharette salya sümük minber şovunu devam ettirdiği, hatta hiçbir kaynakta yeri olmayan onlarca cıcıt, sıfır kilometre hadisler yumurtladığı günümüzü görünce, ortaçağda bunların ne kadar çok rağbet göreceğini anlamak güç değildir. Zaten pek çok hadis âlimi de hadis ilmine en çok zararı verenlerin kıssacılar olduğunu belirtmekteler.  

15. Hicri üçüncü asırda ortaya çıkan mezhepler, mezhep önderlerini övmek rakiplerini yermek için hadis uydurmuşlardır. 

Mezhepler ilk çıktıkları dönemlerde hepsi kendisinin hak, diğerinin batıl olduğunu söylüyorlardı. Günümüzdeki sandviç teorileri çok sonra 11’inci asrın sonunda ortaya atılmıştır. Hanefiler, Şafiler ve diğerlerini; Şafiler de Hanefiler ve diğerlerini tekfir ediyorlardı. Aralarındaki rekabet öylesine şiddetliydi ki birbirlerine karşı acımasızca hadis uydurmaktan çekinmemişlerdi. Örneğin Hanefiler, Şafilere karşı şöyle bir hadis uydurmuşlardır: 

Hz. Enes şöyle rivayet etti: “Ümmetimin arasında Muhammed bin İdris [36] isminde bir adam olacaktır, o ümmetime İblisten daha zararlıdır; Ümmetim arasından kendisine Ebu Hanife denilen bir adam gelecektir; o ümmetimin kandilidir.” [37] 

Buna karşılık, Şafiler de boş durmayarak Hanefilere nazaran daha usta işi bir hadis uydurmuşlardır. Şöyle ki: 

Kureyş’e ikram edin; şüphesiz Kureyşin âlimi [38] yerin tabakalarını ilimle doldurmaktadır. [39] 

Tabi ki bu sert piyasa koşullarında Malikiler de hadis uydurmadan dururlar mı? Onlar da şöyle bir hadisle kendi mezhep ve imamlarını diğerlerinin tepesine yerleştirmektedirler: 

Gün gelecek, ilim almak için uzun seyahatler yapılacak da Medine aliminden[40] (Malik) daha alim birisi bulunamayacaktır.



[1] Bazı şaşkın kurancılar, peygamberimize “efendi” kelimesinin kullanılmasını şirk olarak kabul ediyorlar. Güya efendi “Rab” demekmiş.  Tamamen mesnetsiz cahilane bir iddiadır bu. Çünkü efendi kelimesinin Arapça karşılığı “seyyid”dir. Rab ise “kutsal efendi” manasına gelir. Zamanında internet üzerinden böyle bir Kurancıyla tartışıyordum. Hz Muhammed’e (asvs) “Peygamber Efendimiz” demem oldukça gücüne gitmiş olacak ki beni müşriklikle suçlamıştı. Kendisine onca ayetten, dil felsefesinden örnekler vermeme rağmen bir türlü Nuh diyor peygamber demiyordu. Baktım olmuyor: anlayamayacağı şekilde hızlı ve sessiz bir cümle kurdum. Anlamadığı için “EFENDİM?”  dedi. Dinsizin hakkından imansız gelir misali onu onun üslubuyla köşeye sıkıştırdım. Sen müşriksin. Bana Rabbim dedin. Bana tapıyorsun. Beni ALLAH’a ortak koşuyorsun gibi cümlelerle cıngar çıkardım. Birkaç dakika önce benim kendisine konuştuğum ağza büründü. Bu tiplerin amacı yalnızca yıkmaktır, yapmak değil. Hz Muhammed (as) tüm müminlerin: efendisidir, paşasıdır, beyidir, kralıdır, emiridir, melikidir, sultanıdır, hakanıdır, hünkârıdır, kağanıdır, şahıdır, padişahıdır, lordudur, kingidir, imamıdır, hocasıdır, şeyhidir, piridir, öğretmenidir, muallimidir, üstadıdır, imparatorudur, babasıdır velhasıl en sevgilimizdir. Kendi canımızdan ötedir. (33:6) Hz. Muhammed aleyhisselatuvesselamı sevmeyen, gerekli ihtiramı göstermeyenin gözü kör olsun.
[2] Sakal, sarık, cübbe, yemek ve tuvalet adabı vs gibi konularda uydurulan hadislerin tamamı bu maksadı taşır.
[3] Buhari, sahih-i Buhari, kitab’ul vudu, hadis no:88
[4] Peygamber efendimizi bu şekilde resmetmek apaçık bir terbiyesizliktir. İşin garibi, bu hadisin hilafında da hadisler uydurulmuş ve oturarak işeme sünnet, ayakta yapma ise günah kabul edilmiştir.
[5] Mehdi, Mesih, sırat köprüsü, masum imam, ehlibeyt, peygamber kıssaları, namaz vakitleri ile alakalı hadislerin tamamı dönmeler tarafından uydurulmuştur.
[6] Hz. İsa’nın kıyametten önce tekrar nüzul edeceği, deccalla savaşıp onu yeneceği tüm Hıristiyan mezheplerin en temel akidelerindendir. Ehli kitabı oldukça rahatsız eden cizyenin kaldırılacağı da bu hadisin Hıristiyan menşesini ele verir.
[7] Buhârî, Büyü 102, Mezalim 31, Enbiya 49; Müslim, İman 242, (155); Ebu Davud, Melahim 14; Tirmizî, Fiten 54
[8] Cemel, Sıffin, Tahkim, Kerbela konularında ve Şiileri, Mutezileleri ve Haricileri tahkir eden hadislerin tamamı bu babtadır.
[9] Müslim, sahih-i Müslim, Zekat, hadis no: 156,
[10] Bu hadisi 300 yıl boyunca “hüküm yalnız ALLAH’ındır.” diyen ve soykırıma uğrattıkları Haricilere karşı uydurmuşlardır. Hadisin satır aralarında haricilerin kendilerinden daha dindar, daha çok Kuran okuyan, daha güzel namaz kılıp oruç tutanlar olduklarını istemeden de olsa itiraf etmektedirler.
[11] Bu alan en geniş alandır. Şii ve Sünnilerin kabul ettikleri muemelat ve itikada tesir eden hadislerin tamamı bu minval üzere uydurulmuştur. Mezhep hadis ilişkisi dönüşümlüdür. Nasıl ki ihtilaflı hadislerden mezhepler doğmuşsa mezhep farklılaşması da yeni hadisleri beraberinde getirmiştir. Ameli mezhepler Kütübü Sitte’den önce ortaya çıktıklarından, savundukları görüşlere dair hadisler uydurabilmişlerdir.
[12] Ebu Davut, sünen Ebu Davut, El icare, hadis no:22. günümüzde pek çok sünnetçi, üfürükçülüğü hurafe olarak tanımlar. Doğrudur, okuyup üflemek apaçık hurafe ve sapkınlıktır. Ancak sünnetçiler için değil. Bu onların dinlerinin en temel emirlerindendir. Bu hususta pek çok rivayet vardır. Kaynaklarda üfürükçülük “rukye” olarak geçer. Rukye; okuyup, üfürüp sonrada hastanın suratına tükürmek demektir. Bkz. Buhari tıp, hadis no:33, 39, 52, 54, 56, 57, 59, 60, 61, 66, 67; Müslim, selam, 60, 61, 64; Ebu Davut, tıp, 18, 19; Tırmizi, tıp, 18, 20; Buhari, fezail’ül Kuran, 9. görüleceği üzere üfürükçülük İslam’ın en temel mevzusuymuş gibi onlarca hadis nakledilmiştir. Ancak tamamen çelişkiler yumağı olan Kütübü Sitte’de üfürükçülüğün (rukye) haram olduğuna dair de hadisler mevcuttur. Bkz. Müslim, iman, hadis no:371; Ebu Davut, tıp, 9, 17; Tırmizi, tıp, 24.  Anlayacağınız tipik bir Sünni kitabı olan Kütübü Sitte herkesin işine geleni alabileceği öğelerle doludur. Modern bir İslamcı, aynı kitaptan deliller getirerek üfürükçülüğe karşı dururken bu işten ekmek yiyen şarlatan bir muskacı gene aynı kitaptan sahih ambalajlı hadisler getirerek yaptığı işin ne mübarek olduğunu savunur. Böylece bu işten herkes maksimum fayda elde etmiştir.
[13] Bol keseden sevap dağıtan, lüzumsuz konularda kurallar belirten (nasıl yatılacağı, tırnakların nasıl kesileceği, hangi günlerde ibadetin daha bereketli olduğu gibi) ibadetlere pek çok ayrıntı kurallar yerleştiren hadislerin tamamı bu dindar dinsizler tarafından uydurulmuştur.
[14] Buhari, sahih-i Buhari, Kitabu’l bed’i halk, hadis no:32. ayrıca benzer rivayetler için bkz. Buhari, Kitabu’l ilim, 68, 69; Tırmizi, iman, 17
[15] ALLAH adildir. Herkesi eşit bir şekilde yargılayacak ve sırf bir ümmette doğduğu için kimseyi kayırmayacaktır. Mutlu son ise yalnızca iman edip salih amel işleyenlerindir. İmanını ameliyle ispatlamayanların imanı, sadece kelamdan ibarettir.
[16] Peygamberimizi ve eşlerini tahkir eden, Şehitliği ayağa düşüren, cihadı önemsizleştiren ve akla mantığa sığmayacak tüm hadisler, bu kategorideki şahıslar tarafından uydurulmuştur.
[17] Ebu Davut, sünen Ebu Davut, Cihad, hadis no:15 benzer hadisler için bkz. Muvatta, Cenâiz 36,(1,233,234); Ebû Dâvud, Cenâiz 15, (3111); Nesâi, Cenâiz 14,(4,13,14); Ebû Dâvûd, El-Cenaiz 73; Müslim, imare 164,165; Tirmizi, cenaiz 65; İbn-i Mace, Cihad 17
[18] Şehitlik, İslam’da peygamberlikten sonraki en yüksek rütbedir. İslam’ın yayılması ve savunulması ancak şehitlerle olacaktır. Gemi de midesi bulananın bir şehit, boğulanınsa iki şehit sevabı alacağını uyduranların asıl derdinin, İslam’ın zayıf düşmesiolduğu muhakkaktır. Günümüzde de bu yalanlar oldukça revaçtadır. Aşure gününde oruç tutanın 70 bin sevap alacağı gibi, belirli günlerde belirli amellere sanki ALLAH yolundan can verilmiş gibi bol keseden rütbe dağıtılmaktadır.
[19] Kureyşin, Arapların, Rumların, Farsların, Türklerin faziletlerine dair uydurulan yahut bunları tahkir eden hadislerin tamamı bu zihniyetin ürünüdür. Örneğin; erken dönem hadis kitaplarında Türklere söven ve geç dönemde de Türkleri öven yüzlerce hadis bulmak güç değildir. Prof. Zekeriya Kitapçı’nın kitapları, bu tarz geç dönemde uydurulmuş Türkleri öven hadislerle doludur. Dileyen oradan bakabilir.
[20] Buhari. cihad 95. 96: Menalîb, 26; Müslim, filen 64. 66: İbn Mace, filen 36: Tırmizi, filen 40: Ahmed Hanbel 11,530 benzer hadisler için bkz: Nesâî,Cihâd 42; Müslim, fiten 62. 63. 65, Nesai, cihad 42; Buhârî, Hac 49: Müslim, fiten 57. 58, 59; Ahmet b. Hanbel V, 371
[21] Hadislerin gerekli olduğunu belirten ve Kuran’ın eksik, mücmel, detaysız, tahrif olmuş, sonradan noktalanmış ve harekelenmiş olduğunu söyleyen hadislerin tamamı bu melun düşünceden ortaya çıkmıştır.
[22] Ebu Davud, İmara 33; Tırmizi, İlim 10; İbni Mace, mukaddime 2; Darimi, mukaddime 49; Ahmet b. Hanbel, II. 367; IV, 131, 132; VI. 8.Sünen-i Ebu Davud Tercüme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/354
[23] Bu hadisi uyduranlar, rivayet edenler, kitaplarına alanlar ve savunanların hepsi ok değil kurşunun namludan çıktığı gibi dinden çıkmışlardır. En büyük tesellimiz bu habislerin helak olmalarıdır.
[24] Peygamberin mucizeleri, her şeyi bilmesi, görmesi, duyması, doğumundan itibaren hep olağanüstü şekillerde olmasını anlatan hadislerin hepsi bu tezgâhtan türemiştir.
[25] Tırmizi, sünen-i Tırmizi, menakıp, hadis no:9
[26] Medine, Şam, Küfe gibi şehirleri öven, kabak, acve hurması, tirit, esans gibi şeyleri yücelten hadislerin hepsi bu menbadan beslenmiştir.
[27] Buhâri, Tıbb 52,56, Et ’ ime 43; Müslim, Eşribe 154,(2047); Ebû Dâvud, Tıbb 12,
[28] Dünyanın, güneşin, ayın, gezegenlerin, yıldızların şekilleri, büyüklükleri, aralarındaki kanunlarla ilgili hadislerin tamamı bu zihniyetin ürünüdür.
[29] Pek çok farklı varyasyonlarda bulaşıcı hastalığın olmadığı tahdis edilmiştir. Bkz. Buhari, Tıp, hadis no:44, 50; Müslim, selam, hadis no:113; Ebu Davut, Tıp, hadis no:24; Tırmizi, siyer, hadis no:47; Tırmizi, kader, hadis no:9
[30] Eshabı kehf’in sayısı, mağaralarının yeri, kendilerinin ve köpeklerinin adı, peygamberlerin kıssaları, yaşadıkları yerler, zamanlar, anne baba ve yoldaşlarının isimleri gibi binlerce detay…
[31] Bukari, sahih-i Buhari, tefsir, hadis no: 439; Müslim İman 302; Hanbel, Müsned, 3/1
[32] Hâşâ böyle tefsirin, hadisin, bunu uyduranların, nakledenlerin ve iman edenlerin hepsini ALLAH kahretsin.
[33] Şii kitaplar tamamen Hz. Ali ve evlatlarını öven hadislerle doludur. Sünni kitaplarda ise tüm sahabeleri genel olarak övmekle beraber, sıralama olarak; Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’yi üstünlük sırasına göre dizme çabası ağır basar. Onlarca bu sıralamanın aynen korunduğu hadis vardır.
[34] Sünni hadis literatüründe komik bir şekilde peygamberin yanına hep önce Ebubekir, sonra Ömer ondan sonra da Osman girer. Bu tarz yüzlerce mizansen vardır. Bu uydurmalarla zımnen halifelik sıralamasının ilahi olduğunu ifade ederler.
[35] Müslim, Sahih-i Müslim, Fezail’us Sahabe, hadis no:36. Kütübü Sitte yazarlarının oluşturmuş oldukları “sahabelerin faziletleri” babları tamamen bu tarz hadislerle doludur.
[36] Şafi’nin adı Muhammed b. İdris’tir
[37] İbni Arrak, Tenzihus Şeria, c.2, s.14; Cam’ul Ehadis ; Ezvaun alas- Sünnetil- Muhammediyye s. 121- 130
[38] Şafi Kureyşli bir Arap’tır. (Daha doğrusu dedelerinden birisi Kureyş’in kölesiymiş, dış kapının tokmağı yani.) Kureyş’ten olmasını hep ön plana çıkarmaktadır. Bunun sonucunda “Kureyş’in âlimi” diye meşhur olmuştur. Bu hadisle beraber, başta Ebu Hanife olmak üzere tüm rakiplerini ekarte etmek amaçlanmıştır. Çünkü Ebu Hanife Arap bile değildi. Kaynaklar Arap olmadığında hem fikir olmalarına rağmen, Fars veya Türk asıllı olduğu tartışılmaktadır.
[39] Ezvaun alas- Sünnetil- Muhammediyye s. 121- 130
[40] Malik ve taraftarları Medineliliğin müthiş kaymağını yemişlerdir. Buradan aldığı güçle Malik, fıkhının merkezine Medine ahalisinin yaşantısını yerleştirmiştir.
 

Bu sitedeki tüm materyaller Allah rızası için vakfedilmiştir. Kaynak göstermek koşuluyla, izne gerek duyulmadan her türlü iktibası yapabilirsiniz.

www.hukumallahindir.com 

 

Hüküm Yalnız Allah'ındır isimli kitabımıza göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı çok teşekkür ederiz.