Hanif Murat

Hüküm Yalnız Allah'ındır!

Anasayfa Hüküm Yalnız Allah'ındır SÜNNİLERİN KURANI
SÜNNİLERİN KURANI

Bu muhtelif kaynaklar arasından Kuran’ın birinci sırada zikredilmesi sizleri aldatmasın. Pratikte Kuran en zayıf halka işlevi görmektedir. Bu gerçeği çok fazla efor sarf etmeden de gözlemleyebilirsiniz. Örneğin; elinize en temelinden cami önlerinde satılan bir ilmihal alın. Ve bu ilmihalde çıkarılan hükümlerin kaç tanesinin Kuran menşeli olduğuna baktığınızda, çıkacak sonucun % 1’den bile az olduğunu görmeniz sizi şaşırtmasın. Gene biraz Kuran perspektifiniz oluşmuşsa, bu ilmihalde Kuran’ın hilafına yazılmış malumatlara baktığınızda Kuran’dan çıkarılan hükümlerin onlarca kat fazlası olduğunu görürsünüz.  

İkinci testinizi din adamları üzerinden yapabilirsiniz. Bir camiye gidin ve imamın vaazını dinleyin. Kaç tane ayetten iktibas yaptığını, buna karşılık imamın söylediği hadis, menkıbe, sahabe hikâyesi, ulema fetvası sayısını kıyaslayın. Aradaki uçurumu görmemeniz dikkatsizliğinize yahut bakarkör olmanıza işarettir.  

Üçüncü deneyiniz şu olsun: Gidin bir cami imamına fıkhi bir soru sorun. Ancak şıp diye cevap veremeyeceği sıra dışı bir soru olsun. Yanından ayrılmayın ve gözlemleyin. Bu sorunun cevabını nerede arayacak. Eğer dedikleri gibi Kuran birinci sırada olsaydı, ilk olarak bir Kuran mealinin arkasındaki fihriste bakması gerekirdi. Orada bulamazsa hadise ondan sonra diğer kaynaklara yönelmeliydi. Ancak o, %50 ilmihale bakacak %50 ise sizi başından savacaktır. Ve bu mezkûr şahıs bu işten maaş alan, günde toplam yarım saatten az zaten üzerine farz olduğuna inandığı namazları kılarak çalışıp gerisinde ense yapabildiği bir işe sahiptir. Yani bu soruyu sıradan bir Müslüman’a değil profesyonel bir din adamına sordunuz. Hatta benzer bir geri bildirimi ilahiyatçı akademisyenlerden de almanız size sürpriz gelmemelidir. İlahiyat camiasının büyük bir kısmının Kuran’a karşı ilgisiz ve bilgisiz, hatta bakarkör olmaları, içerilerinde harmanlandıkları ekolün gereğidir yalnızca.[1] Bu deneyleri meşhur olmuş dini kitaplara bakarak ve televizyona çıkan ilahiyatçıları gözleyerek de tecrübe edebilirsiniz.[2] 

Bu misallerin geneli yansıtmadığı, Türkiye’deki hocaların beş para etmeyeceği ancak diğer ülkelerde pek çok kalifiye din adamı bulunduğu yahut: “Nerede o eski âlimlerimiz!” türünden itirazlar gelebilir. Aslında mevcut durum vakıayı özetlemeye kâfi olsa da bu tarz esip gürlemelerin, sadece saman alevinden ibaret olduğunu gözler önüne sermek gereklidir. 

Ülkemizde cumhuriyetin ilanıyla beraber Sünniliğin kan kaybettiği doğrudur. Ancak konumuz Sünnilik ve Kuran olduğu için bu hususta cumhuriyetin menfi bir rol aldığını söyleyemeyiz. Hatta Kuran tefsiri ve meali konularında devletin ön ayak olduğu ve aykırı sesleri devlet cebriyle susturma olanağının kalmadığından, Kuran minderi üzerinden güreşmek zorunda kalındığı için müspet bir rol oynadığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Çünkü şu gün, en azından bizlere cevap yazmak için Kuran’dan alıntı yapmak zorunda olanlar Osmanlı, Abbasi ve Emevi dönemlerinde olsalar sadece ölüm fetvamızı vermekle yetineceklerdi. Örneğin; hala benzer yetkiye haiz Kuran diline sahip Arap din adamlarının Kuran noktasındaki cehaletlerini dehşetle seyretmekteyim. Hatta Kuran’a ölü bir metinmiş gibi davranmaları açısından bizimkilerden fersah fersah üstün olduklarını üzülerek müşahede etmekteyim.[3] 

9:34 Ey iman edenler! Hocaların ve şeyhlerin[4] çoğu insanların mallarını batıl yoldan yerler. ALLAH’ın yolundan da çevirirler. Altını ve gümüşü yığıp ALLAH yolunda harcamayanlara acı bir azabı müjdele.[5] 

Eski âlimlere gelirsek, bu konuda Sünniliğin çıkış noktasına bakmamız yerindedir. Erken dönemde dört farklı ekol vücut bulmuştu. Sünneti (hadisi) önceleyen Sünnilik, Ali evladını merkeze yerleştiren Şiilik, Kuran ve aklı bayraklaştıran Mutezile ve yalnızca Kuran diyen Hariciler. Bu dört gruptan günümüze yalnızca ikisi ulaşabilmiştir. Ve ikisinin ortak noktası da Kuran’dan başka şeylerin mümessilleri olmalarıdır. Diğer grupların da yaşadığı dönemlerde, en azından cedel ve cevap yetiştirmek için de olsa çağın Sünni din adamlarının eserlerinde az miktarda bulunmakla beraber, Kuran’ı hiç değilse referans gösterdiklerini görmekteyiz. Ancak Mutezile ve Hariciliğin tamamen izlerinin silindiği 11’inci yüzyılın sonlarından itibaren, bu iki ekol kendi aralarındaki mücadeleler [6] dışında asla Kuran’a gitmeye tenezzül bile etmemişlerdir. Bu durum 19’uncu asırdaki yeniden Kuran’a doğru bir yönelişin başlamasına değin doludizgin ilerlemiştir. 

23:53 Dinlerini[7] kutsallaştırılmış kitaplarla[8] aralarında parçaladılar. Her mezhep kendi kitabıyla sevinip övünmektedir.



[1] İçine girdiğimiz yeni bin yıl Kurani söylemlerin halk tarafından da bilinirliğinin artmasıyla, akademisyen çevresinde az da olsa Kuran’a karşı en azından içinde ne yazıyor bir bakayım, yoksa rezil olurum dürtüsünün oluşmaya başladığı dönemdir. Ancak diyanet mahallesinde ise salyangoz satmaya tam gaz devam edilerek Kuran’ın öcü gibi gösterilmesi sürmektedir.
[2] Ancak bahsettiğimiz bu ilahiyatçılar Yaşar Nuri Öztürk, Bayraktar Bayraklı, Süleyman Ateş gibi Sünnilik dışı akademisyenler değil, Sünniliğin içerisinde kalmaya azami gayret gösterenler olmalıdır. Örneğin; Fethullah Gülen ve Nihat Hatipoğlu uygun iki numunedir başlangıç için. Çünkü konumuz Sünnilik.
[3] Suriye’deki belli başlı tüm camilerde hadis dersleri verilmektedir. Ancak henüz ücra köşede bile olsa bir camide tefsir dersi yapıldığına şahit olmadım. Kuran’la alaka sadece musikideki şan dersinin Kuran’a uyarlanmış versiyonu olan tecvitten ibarettir.
[4] Ayette geçen “ahbar” ve “ruhban” kelimelerini Türkçe meallerin tamamında “Yahudi haham” ve “Hıristiyan rahipleri” olarak çevrilmiştir. Bu tamamen sakat bir çeviridir. Bu ayetleri çeviren hocalar ve şeyhler bu ayetin kapsamına girmemek için, ALLAH’ın sözlerini tahrif etmektedirler. Ayette Hıristiyan ve Yahudi kelimeleri geçmez. Ahbar kelimesi, dini eğitimden geçerek âlim olan tüm din adamları için kullanılan bir kelimedir. Yani halk tabiriyle alaylıları ifade eder. Günümüz Türkçesinde en doğru karşılığı hoca’dır. Ruhban kelimesi ise kendisini dine vakfetmiş keşiş, derviş hayatı yaşayanları ifade eder. Bunun dilimizde kullandığımız tam karşılığı ise şeyh’tir. Zaten halkımız medrese ve ilahiyat eğitimi almış olanlara hoca, tarikat içerisinde yetişmiş olan zahitlere şeyh demektedir. Bu ayetin Yahudi ve Hıristiyanlarla ilgili olmadığı barizdir. Başında geçen; “Ey iman edenler!” bölümü gün gibi ortadadır. İman edenlere hitap edildiği için, hedef iman edenlerin içerisinden çıkan hocalar ve şeyhlerdir.
[5] Ayetin son cümlesi ise genele hitap eder. Yani hoca olsun veya olmasın malı mülkü yığıp ALLAH yolunda harcamayan herkes bu ayetin muhatabıdır.
[6] Örneğin abdestte ayakların yıkanacağı mı mesh edileceği mi konusunda Sünnilerin ayet üzerinden gramatik tahliller yaparak delil getirmeye çalışmaları sadece Şiilikle olan mücadeledendir. Eğer ortada Şiilik hiç olmasaydı nasıl ağza burna su vermeyi hiçbir yerden kanıt bulmadan farzlaştırmışlarsa, ayakların yıkanması tartışmasını da: “Peygamber yıkamıştır, stop!” diyerek konuyu kapatırlardı. Bize de erculikum mu erculekum mu tartışmasını yaşatmazlardı. Kuran’ın sonradan noktalandığını ve harekelendiğini iddia edenlerin, en detay ve küçük hareke farkından ortalığı velveleye vermeleri ironiktir.
[7] Ayette emruhum kelimesi geçmektedir. Bu onların işleri demektir. Lakin ayetin anlam bütünlüğünden bu işlerin dini yapılanmalar olduğunu rahatlıkla anlamaktayız.
[8] Ayette geçen zübür kelimesi Zebur’un çoğuludur. Kutsallaştırılmış kitaplar demektir.
 

Bu sitedeki tüm materyaller Allah rızası için vakfedilmiştir. Kaynak göstermek koşuluyla, izne gerek duyulmadan her türlü iktibası yapabilirsiniz.

www.hukumallahindir.com 

 

Hüküm Yalnız Allah'ındır isimli kitabımıza göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı çok teşekkür ederiz.