Hanif Murat

Hüküm Yalnız Allah'ındır!

Anasayfa İslam
Makaleler
HALUK BEYİN BAŞÖRTÜSÜ CEVABI

ASIL OLAN DOĞRULARI BİLMEK DEĞİL, ONLARI HAYATA GEÇİRMEKTİR.

Geçen gün Hanif Murat ismiyle yazan, isim benzerliği neticesinde, meyil gönderdiğim bir kardeşimizle tanışmayı Allah nasip etti. Sizi tanımak isterim dediğinde ise, kendimi kısaca tanıttıktan sonra, benim düşüncelerimi anlamak istiyorsanız, internetten bulabileceğini, oradan daha iyi tanıyabileceğini söylemiştim. Kendisi de sanırım benim yazdığım bir yazıma bakarak, benim hakkımda bir değerlendirme yapmış, konusu da başörtüsü ile ilgili ve bu yazıma binaen karşı düşüncesini kaleme almış ve bana göndermiş. Kendisine teşekkür ediyorum.
 
Bizler karşımızdaki bir insanı tanımak adına, her nedense ilk bakışımızda gözümüze takılan, hoşumuza gitmeyen bir detay varsa, o insan ağzıyla kuş tutsa, çok kolay ona ısınmayız, hemen defterden sileriz. Daha doğrusu onu hiç dinlemeyiz bile.  İşte bu hareket bizleri her zaman yanıltır, hatalara sürükler. Murat kardeşimizde bana göre aynen böyle yapmış. Anladığım kadarıyla başörtüsü konusunda çok hassas, elbette saygı duyarım, ama kendi hassasiyetini başkalarına da göstermek şartıyla. Hiç kimse bir başkasının düşüncesine ne saygısızlık yapabilir nede inancından dolayı küçümseyebilir. Başörtüsü de aynen böyledir. Bunun Allah emri olduğuna inanan takar, inanmayana da niçin inanmıyorsun diye, kimse kimseye saygısızca sözler söyleyemez, küçümseyemez.
 
Aşağıdaki yazımı sizlerle paylaşmak istememin nedenini söylemek isterim. Bu kardeşimizin sitesindeki yazılarına baktığımda, gerçekten kur’anın önerdiği yolu görebildiğini, sözlerinden anladım. Kendisini tebrik ederim. Fakat işin ilginci, yazıdan almamız gereken ders, bu bilgilere sahip olmanın, bazen doğruyu bulmamıza yetmeyeceğini fark ettim. Şöyle söyleyebilirsiniz, bir konuda sizin gibi düşünmediği için siz böyle söylüyorsunuz. Samimiyetimle söylüyorum ki hayır. Birincisi kur’anın ışığını fark eden bir insanın takındığı tavır ve karşısındaki insana hitap şeklinin asla kur’anın onay verdiği bir tavır olmadığını belirtmeliyim. Daha sonrada bütünün tek tek parçalarına baktığımızda, inandığı düşüncenin getirdiği sonuç inanılmaz farklı. Yani aynı yöntemi kullanarak çıkardığınız sonuçların yüzde doksan dokuzu, aynı sonucu çıkarıyor da, birisinde farklı bir yöntem kullanıyorsanız, burada nefsi müdahale var demektir. Tabi bunun farkında olmadan yapılması önemli. Gelin ne anlatmak istediğimi bizzat kendisine hitap ederek sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bu yazıdan her insanın önemli kazanımlar edineceğini düşündüğüm için, sizlerle de paylaşmak istedim.
 
Murat kardeşimi daha iyi tanımak ve fikirlerini öğrenebilmek için bende kendi sitesinde yazdığı yazıların çoğunu okudum. Doğrusu hepsi birbirinden güzel fikir ve düşünceler. Daha doğrusu kur’an ın ışığını, nurunu alabilmenin yollarını çok güzel kaleme almış. Genellikle yazdıklarının çoğuna katıldığımı da belirtmeliyim. Sözler uçar ama o sözleri gönlümüze yazabiliyorsak, uygulayabiliyorsak, işte kalıcı olan budur. Bunu başaramıyorsak, güzel sözlerin hiçbir önemi kalmaz.
 
 
Önce şunu hatırlatmak isterim, peygamberimiz bu dini tebliğ etmeye çalışırken, nasıl bir yol izlemişti burası çok önemli. Acaba onun izinden gidiyor muyuz.
 
Aliimran 159: Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi.
 
Bakın Allah elçisi kur’anı anlatmaya çalışırken nasıl bir yöntem izliyor. Bunu yaparken hiç iman etmeyenlerde var içlerinde. İsterseniz birde sizin yönteminize bakalım, bana başörtüsü konusunda sizin gibi düşünmediğim için neler söylemişsiniz ve nasıl bir üslup kullanıyorsunuz, kullandığınız sözcükler sitenizdeki bilgileri yazan bir insana yakışacak sözler değil doğrusu. Bunu siz de fark etmişsiniz ki, şu sözleri söylediğinizi hatırlatmalıyım. Burada ben tamamını yazmayı dahi uygun bulmadım. O kadar güzel bilgileri yazan ve sitesine ekleyen bir insan, karşısındaki bir kişiye bu şekilde hitaplarda bulunmaz.
(Eleştiri iyileştirmedir ve dost acı söyler kavlinden değerlendirin yazacaklarımı. İnşallah yanlış anlamaz ve gönül koymazsınız.)
 
Asla gönül koymam, ama üzülürüm, şunu hatırlatırım sadece, eleştiri yapan yaptığı eleştirinin gerçek doğrusuna vakıf mı acaba. Bakın bu sözlerimi yazınca güzel bir söz geldi aklıma. Kıssadan hisse olur diye nakledeyim.
(Suçsuz insanların çoğunu, kendi suçlarından haberi olmayanlar cezalandırır.)
 
 Siz burada okuduğunuz benim yazıma, daha ilk önce taraf olduğunuzu belirtmişsiniz. Taraf olan, tarafsız konuşamaz. Hatta yazdığım yazı için facia sözlerini kullanmışsınız. Yani cevabınızın ilk cümlelerinde karşınızdaki insan ile aranıza duvarı örmüşsünüz. Bu gerçek bir müminin yöntemi değildir. Daha sonra sizin doğru dediklerinizi nasıl anlatacaksınız karşınızdaki bir insana, bunu düşündünüz mü? Ben eğer yanılıyorsam bu sözlerinizden sonra bana gerçekleri, doğruları anlatabilir misiniz? Hâlbuki aynı hatayı yapan siz, bana bakın bu konuda neler söylemişsiniz.
 
(.Siz baştan başörtüsünün olmadığı olamayacağı üzerine tezinizi bina etmişsiniz.)
 
Çok doğru hatta bu konudaki yazdığım yazıların başlığı dahi, konunun özeti mahiyetindedir. Peki, siz bu fikre daha baştan karşı çıkmanız, daha sonra söyleyeceklerinizin de aynı konumda olduğunu göstermiyor mu? Yani sizin tezinizde baştan belli değil mi?
 
 
Şimdide gelelim başörtüsü konusundaki cevaplarınıza. Yazımda Diyanetten de örnek verdiğimde şu cümleyi kullanmışsınız onlar için? (Diyanet de durmuş saat gibi en az günde iki defa doğruyu gösteriyor anlaşılan.) Onu bilemem, hiç kimseye de benim gibi düşünmedikleri için saygısızlık yapamam. Her fikri dinlerim, içinde yararlanacağım bilgiler var mı bakarım. Konuyla ilgili olduğu için hatırlatmak isterim. Diyanet vakfının kadın kolları sorumlusu, başörtüsü konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı gibi düşünmediği için görevinden alınmış, geçen gün haberde vardı. Tabi buna da sizin tabirinizle, argoda nasıl cevap verilir bilmiyorum.
 
 
Bana da bir isim takmışsınız modernciler. İşte bir hata daha. Ben sizi ayrı bir kefeye, sınıfa ayırmak gibi bir hata yapamam. Çünkü sizin ne olduğunuzu yalnız Yüce Rabbim bilir. Buda beni zaten ilgilendirmez. Din Allah katından geliyorsa bunu sınıflara ayırmanın, rabbim e yapılacak en büyük saygısızlık olacağını söylemeliyim. Kur’an her zamana hitap eden, her çağa uyan bir kitaptır. Yani İslam zaten Modern bir dindir. Siz yoksa bunun tersini mi düşünüyorsunuz? Tabi modern sözünden ne anladığınıza bağlı.
 
Cevabınızdan alıntı yaparak devam edelim.
 
(Kuran, belki sizin modernci dimağınıza hoş gelmese de özgür köle ayrımı ciddi ciddi yapıyor…)
 
Bakın yine bir yanlış daha yaptınız. Benim bu sözlerin tersini söylediğimi kim söyledi? Kur’an her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdim ki anlayasınız diyorsa, elbette bu açıklamayı da yapmıştır. Peki, bu konuda nasıl bir açıklama yapıyor Rabbim? Dikkat edin lütfen rabbim kölenin yanında yer alıp, özgür insana verilecek cezanın yarısını verin diyor. Var mı başka bir farklılık? Tam tersine kölenin azat edilmesi ve onların da evlendirilmesi konularında yardımcı olunması emrini verir. Demek ki hepsi bu kadar. Köle ve hür ayrımını bizler kafamızdan yapamayız. Gereken açıklamalar rehberde vardır.
 
Yine cevabınızdan bir bölüm alalım.
 
(Cariyelerin başörtüsü kullanmalarının yasak olduğunu nerden çıkardınız? Lütfen delil getirin Kuran’dan. Eğer Kuran’dan delil getiremezseniz hadislere mi gideceksiniz? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu denmez mi? Ki hangi hadis yahut tarihsel vesika bunu söylüyor bir kaynak rica etsem?)
 
Yukarıdaki sözleriniz yerden göğe kadar doğru. Ben yazdığım yazıda verdiğim örnekler içinde, eğer kur’an dışından bir bilgi veriyorsam, asla kesin emin olamayız diye genelde söylerim. Kur’anın apaçık söylemediği hiçbir bilgiye emin olamayız. Ben peygamberimiz devrinde köle, cariye kadınların başlarını örtmelerinin yasak olduğu örneğini vermiştim. Bu bilgi elbette doğru olmama ihtimali her zaman vardır. Fakat her ne hikmetse bu fikri tarikat, cemaat eksenli kişiler, yazarlar bile var olduğunu kabul ederler ve kölelerin durumu farklıdır diye savunurlar, karşı çıkmazlar. Ama ben kesin doğru bir bilgidir diyemem ve bu bilgi ışığında ise dinimi asla yaşayamam, yönlendiremem. Bunda bir sorun yok. Bana kur’an dan delil getirin demişsiniz, asla getiremem. İşin ilginci kur’an dan delil getiremediğim zamanda,  hadislere mi başvuracağımı sormuşsunuz. Daha sonrada kendi sorduğunuza sanki ben cevap vermişim gibi cevapta vermiş, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demişsiniz. Buda sizin bir başka hatanız. Kur’anın dışında delil getiren, kendi yalanında boğulur. Rabbim e de yalan söz isnat etmiş olur. Daha sonraki sözleriniz ise söylediklerinizin tam tersi. Hangi hadis ya da tarihsel vesika bunu söylüyor diyor benden kaynak rica ediyorsunuz. Kur’an dışından size vesika getirsem, bu bilgiyi kur’anın garantisini verdiği gibi kabul edecek misiniz? Bakın bir başka hataya daha düşmüşsünüz. Kur’an dışından hüküm veren sözlere değil, hükmün uygulanmasına dair elbette birçok bilgilerden, vesikadan faydalanmalıyız.
 
 
Yine ben bazı hadis örneklerinden bahsettiğimde ise, şöyle bir karşılık vermişsiniz.
 
Vay vay vay demek ki işimize gelince hadislere de sarılabiliyormuşuz. O zaman adama sorarlar;
1- bu hadisin delili nerde
2- bu hadis senet yönünden sağlam bir zincire mi dayanıyor
3- bu hadis tesettür emrinden önceki mi sonraki mi dönemde vuku bulmuş…
 
 
Bir insan olarak yararlanabildiğim her bilgiden istifade ederim. Ama kesin kanıt ve delil benim için kur’andır. Kur’anın onay verdiği her bilgide başımın tacıdır. Gelelim sözlerinize. Önce çok şaşırdığınız anlaşılıyor. Sorularınıza cevap vereyim. Hiçbir hadisin kur’an dışından delili olamaz, kur’anda varsa, onay veriyorsa o hadis doğrudur. İkincisi senedi kimden aldınız, orasını bilmem, nakilde araya beşer girdiyse hata oranı her zaman vardır. Bilginin doğruluğunu Rabbimin rehberinden test ederim onay alırım. Buda bana yeter. Üçüncü olarak sorduğunuzda sitenizde yazdığınız onca yazıyı sanki siz yazmamış türünden bir soru. 1400 yıl önceki rivayetin yılını mı tespit etmemi istiyorsunuz. Tespit edebilsem sizin için kesin hüküm verecek bir kanıt olarak kabul görecek mi? Bakın hatalar devam ediyor ve sitenizde yazdığınız bilgilere de hiç uymuyor. Tekrar söylüyorum sitede yazan fikirlerin birçoğunu onaylıyorum, ama sizin şuanda söylediklerinizi değil.
 
Yine sizin cevabınızdan bir alıntı yapalım. Ben daha önce Nur suresi 31. ayette Allah başın örtülmesi emrini değil göğüs açıklığının, yani başka bir anlatımla yaka açıklığının, örtülmesi emrini veriyor dediğimde siz;
 
İşte başını örtsün demiş daha ne desin.
 
Niye eksik olan ne? Çok açık değil mi? Siz bu ayetten neyin örtülmesi gerektiğini çıkartıyorsunuz? Hep bir göğüs geyiği almış gitmiş yazınızın başından itibaren.  Size göre kadınlar bu ayetten önce memeleri açık mı geziyordu?
 
 
Bu sözlerinize cevap vermeden önce sizin sitenizde yazdığınız benimde gerçekten çok hoşuma giden bazı yazılarınızdan alıntılar yapmak istiyorum. Bunu yapmak istememin nedeni, kabul ettiğiniz onca doğru bilgiden sonra, sabit ve tarafsız olamadığında bir insanın nasıl ayetlere farklı bakarak, kendi düşüncesine nasıl deliller aradığını göstermek istiyorum.
 
Kur’anın bahsetmediği alanlar mubahtır.
 
Tüm, Kuran’ı yetersiz, detaysız, eksik, tarihsel görmenin arka planında yatan gerçek; “eşyada asıl olan mubahlıktır.” ilkesi yerine haramın istihdam edilmesidir. Bu elbette ki tanrılığa soyunanlara geniş manevra alanları kazandırabileceği için revaç bulmuştur. Bir şeyin haram, günah ve mekruh olduğunu savcıların delillendirmeleri gerekir. Ancak, öylesine bir kargaşa yaratılmış ki, örneğin; “erkeklerin ipek giymeleri haram değildir.” dediğimizde; bizden bu cümlenin birebir yazıldığı ayeti istiyorlar. Ancak babamız İbrahim’den (as) öğrendiğimiz en iyi savunma hücumdur (2:258) taktiğini uygulayınca şaşırıp kalıyorlar ve inançlarında ne kadar içtenliksiz olduklarını ortaya koyuyorlar. Çünkü Kuran’da araba sürmek, telefonda konuşmak, takım elbise giyinmek vs helaldir, yazan bir ayet de yok. Ancak bunların hepsini yapıyorlar.
 
 Yine bir başka başlık altında yazdığınız çok güzel bilgilerden alıntı yapalım.
 
İnsanın fıtratıdır toplum tarafından beğenilme güdüsü. Her insan takdir edilmek ister. Toplumun tamamen din üzerine şekillendiği dönemlerde, insanların sahte veya samimi dindarlık gösterileri yapmaları kaçınılmazdır. Bu dindarlık gösterileri elbette dine zam yapmaktan geçer. Kılı kırk yarıp kimsenin hayal bile edemeyeceği haramlar üretmekten geçer. Her hareketinde dini bir işlev yapma sevdasına düşmekten geçer…
 
Maalesef Müslümanlar bu hususta Yahudilerden hiç de geri kalmamışlardır. Kuran’da bahsedilmeyen pek çok soru sormuşlar, burada cevap bulamayınca imdada hadisler, sünnetler, icmalar ve fetvalar yetişmiştir. Tırnakların nasıl kesileceği, nasıl yatılacağı, nasıl tuvalet edileceği, nasıl yemek yeneceği, detaylı haramlar, mekruhlar ve menduplar listesi gibi pek çok gereksiz soru, soruna dönüştürülmüştür. Her zaman olduğu gibi bu sorunu bazıları fırsata çevirerek amme hizmeti görmüşler, en büyük hizmeti de kendilerine yapmaktan çekinmemişlerdir. Bu şekilde dine eklenenlerin tamamına yakın bir kısmı ALLAH’ın bizi Kuran’da özgür bıraktığı alanlardır.
 
Yine başka bir başlık altında yazdığı bir yazıdan alıntı yapalım.
 
Dini, çelişkiler üzerine oturtup, ihtilafıysa rahmet olarak telakki edenler, elbette ki ilk olarak Kuran’ın apaçık olmasına karşı cephe alacaklardır. Kuran’ın apaçık olduğunu kabul etmek beraberinde ihtilaf sahiplerini mücrim durumuna düşürecektir. En basit düz mantığın sorduğu; “Madem Kuran apaçık, bu çelişkiler nedendir?” sualinin, takkeyi düşürüp keli cascavlak ortaya çıkarması an meselesidir. Ayrıca Kuran’ın apaçık olduğunun ikrarı, günahkârların suçu ALLAH’a yüklemelerin önündeki en büyük engeldir. Onlara göre Kuran kapalı olduğundan dolayı pek çok farklı yorum aynı anda vücut bulabilmiştir. Bu ise büyük bir dinsel lakaytlığın ve samimiyetsizliğin dışa vurumudur.
 
Şimdi yazacağım alıntıya bakalım, çünkü çok güzel tespitler bunlar.
Kuran her türlü çelişkiden uzak apaçık bir kitaptır. Art niyetli olmayan, mezhepsel ve kültürel ön yargılarından arınmış hiçbir aklıselim, Kuran’ın muhkem ayetlerinden farklı manalar çıkaramaz. Böyle bir sonuç, farklı görüş sahiplerinden maksimum birinin hak, diğerlerininse batıl olduğu sonucunu doğurur.
 
 
Yukarıda söylediğiniz sözleriniz üzerinde duralım. Kuran her türlü çelişkiden uzaktır. Kesinlikle çok doğru. Art niyetli olmayan mezhepsel ve kültürel ön yargılardan arınmış hiç kimse kur’anın muhkem ayetlerini farklı anlamaz, farklı anlamlar çıkarmaz demişsiniz. Harika, sizi tebrik ederim. Hadi gelin bu sözlerinizin doğrultusunda Nur suresi 31. ayete bakalım ama ayete bakarken yalnız ve yalnız Rabbin ne söylediğini anlamaya çalışalım. Geleneklerin ve mezheplerin ön yargısından kurtularak bakalım sizin söylediğiniz gibi.
 
Siz yukarıda söylediğiniz sözleriniz arasında Nur suresi 31. ayet için (İşte başını örtsün demiş daha ne desin.) demişsiniz. Yine ayrıca siz bu ayetten başın örtülmesi emrini baya açık anlamış olmalısınız ki, göğsün üst kısmı ya da yaka açığının örtülme emrini almadığınız çok iyi anlaşılıyor. Bakın ne yazmıştınız.( Niye eksik olan ne? Çok açık değil mi? Siz bu ayetten neyin örtülmesi gerektiğini çıkartıyorsunuz? Hep bir göğüs geyiği almış gitmiş yazınızın başından itibaren.) Bu sözleriniz doğrultusunda ayette geçen o cümlenin ne olduğunu anlamaya çalışalım, bakalım Allah bu ayette başını mı ört diyor?
 
Nur suresi 31. ayette geçen örtülmesi gereken kısmı, değişik meallerden önce yazalım.
 
Diyanet meali: Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.
Abdulbaki Gölpınarlı: örtülerini, göğüslerini örtecek bir tarzda omuzlarından aşağıya doğru salsınlar.
Ümit Şimşek: örtülerini, yakalarını kapatacak şekilde örtsünler.
Ali Bulaç: Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.
Diyanet Vakfı. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.
Elmalı Hamdi: başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar.
Edip Yüksel: Örtülerini göğüslerinin üzerine kapasınlar.
Süleyman Ateş: Başörtülerini (göğüs) yırtmaçlarının üstüne koysunlar
Yaşar Nuri Öztürk: Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.
 
Yukarıda 9 mealden Nur suresi 31. ayette geçen, aynı cümleden ne anladıklarını gördük. Bir kısmı örtünüzle göğüs açıklığını örtün diyor, diğer bir kısmı da başörtülerinizle göğüs yırtmaçlarınızı, ya da yakanızın üst kısmını örtün anlamında nakletmişler. Biz daha netleştirelim burada Allah yakanızın üst kısmını örtün emrini veriyor diyelim. Hemen cevabınızdan bir cümle hatırlayalım önce.
 
 
(Kuran’a göre Kuran’dan ahkâm çıkarmanın tek geçerli yolu; o konuya dair sadece ve sadece Kuran’dan veriler elde etmektir.)
Allah sizden razı olsun, bundan daha doğru bir söz olamaz. Kur’ana böyle bakan bir insan asla rabbin emretmediği hiçbir anlam çıkarmaz ayetten. Yine bu sözlerinizin devamında çok güzel kur’ana bakma, onu anlama yönteminden bahsetmişsiniz. Bakın neler söylemişsiniz.
 
(Eğer ayetler içerisinde bazı anahtar kelimeler varsa o kelimeler bağlam bütünlüğünden koparılmadan başta Kuran’ın kendi içerisinde olmak üzere sonra da Arap dilbilgisi kamus ve sarf ilmi kullanılarak kelimenin o yerde en doğru hangi manaya geldiği ortaya çıkartılır. Sonra da ulaşılan sonuç(lar) bizzat Kuran referansıyla ortaya konur.)
 
 
Çok doğru ayette bahsedilen bir sözcük kelime, bahse konu ayette tam anlaşılmıyorsa, kur’anın kendi içerisinde anlam birliği aramak ve işaret edilen konu hakkında kur’an dan deliller, açıklamalar  bulmalıyız. Çünkü Rabbim ne diyordu ayetlerinde, ben her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdim ki anlayasınız. Bu ayetlere göre söyledikleriniz çok doğru. Rabbim, sizin de yazılarınızda söylediği gibi hükmünü çok açık örneklerle verdiğini söylüyor.
 
Kur’anı anlama konusunda gerçekten çok daha ileriye gidip bana göre inanılmaz sözlerde söylüyorsunuz, bakın onları da hatırlatayım.
 
(bu metodoloji içerisinde asla kişisel görüşler, mantıksal çıkarımlar, tarihsel atıflar, hadisler madisler, hocalar şunlar bunlar devreye sokulmaz.)
 
 
Allah razı olsun inanılmaz derece doğru bir yaklaşım. Şimdide söylediğiniz tüm yöntemlerle gelelim Nur suresinde Rabbimin verdiği hükmü anlamaya. Fakat anlaştığımız gibi tüm etkenlerden uzak bakacağız Rabbin sözlerine. Fakat siz nasıl bakarsınız bilmiyorum tarafsız, çünkü bana sizin eşiniz tesettürlü değil herhalde, çünkü tarafsız olamazsınız siz, türünden sözler söylemiştiniz hatırlarsanız bana. Aslında tarafsız bakmak zorunda olan benim neden biliyor musunuz? Çünkü ben başın örtülmesinin kur’anda olmadığını söyleyen, savunan birisi olarak, yazımda da verdiğim örnekte olduğu gibi, olaya tam tersinden yaklaşarak, yanılıyorsam düşüncemi, inancımı bir an evvel değiştirmeliyim, yaklaşımıyla olaya baktığımı söylemiştim. Bu durumda daha tarafsız bakabilecek varsa oda ben olsam gerek. Tabi sözlerimde samimi isem eğer, onu da Allah biliyor. Amaç Rabbin gerçek emrini öğrenmeye çalışmak ve hesabın görüleceği gün, yüzlerimizin kapkara olmasını istemiyorsak, tarafsız ve beşeri sözlere delil aramadan, kur’ana bakmamız gerekir. Çünkü bu işin şakası yok.
 
 
 Gelelim konumuza, dokuz mealden alıntılar yaptım. Bunların içinden yine söylediğim gibi kelime üzerinde durmak ve konuşmak istemiyorum, çünkü rabbim kelimeler üzerinden gizlice hükümler vermez, her şeyden nice örnekler verdiğini söyler bizlere. Bu ayette geçen sözcüğün, Başörtülerini, yakalarının üzerine örtsünler olarak alalım. Sizin sözlerinizden yola çıkarak, hiçbir mezhep ve kültürel baskıların altında kalmadan düşünelim. Allah burada ne emrediyor onu anlamaya çalışalım. Bu cümleyi Türkçe öğretmenine götürsek ve desek ki, burada yapılması istenen emir yani cümlenin yüklemi nedir desek, bize ne cevap verir? Sanırım cevap açık. Hatırlayınız siz ne demiştiniz? ART NİYETLİ OLMAYAN ALLAHIN AÇIK AYETLERİNDEN FARKLI BİR ŞEY ANLAMAZ. Benimde çok doğru bulduğum bu sözler, sizin sözünüz. Şimdi tekrar soruyorum size Başörtülerini, yakalarının üzerine örtsünler sözünden siz nasıl bir emir aldınız Rabbimden? Tabi yaka açıklığının örtülme emrini aldım demeniz gerekir, ama siz nedense bunu söyleyememişsiniz. Eğer bazı etkilerin altında iseniz, tarafsız olamıyorsanız, nefsiniz sizi etkiliyorsa, Allah bu ayetinde ayrıca açıkça söylemediği halde, kadın başını da örtme emrini vermiştir diyebilirsiniz. Ya da Ayrıca hüküm vermesine gerek yok, zaten o devrin kadınlarının başları örtülüydü, tekrar bu emri vermesine gerek yokta diyebilirsiniz.  Eğer bunları savunursanız sizin yazdığınız, savunduğunuz tüm yaklaşımlara, sözlere ters düşmüş olursunuz. Daha da ileri gideyim, sitenizde yazdığınız onca güzel düşüncenin üzerine set çekmiş olursunuz.
 
Peki, neden söyledim tüm bunları. Siz ne demiştiniz ayetler içindeki anahtar kelimeleri kur’an bütünlüğünde düşünmeliyiz. Şimdi düşünelim dediğiniz gibi. Acaba Allah Nur suresinde başörtülerinizle yaka açıklarınızı örtünüz derken, başın örtülme emrini de açık değil ama dolaylı verdiyse, kur’anın bir başka yerinde Kadın başını örtmelidir demesi gerekmez mi? Elbette demesi gerekir. Düşünün bu cümlede geçen örtümü yoksa başörtüsü mü diye ihtilaf olduğu halde, biz başörtüsü olarak kabul ederek, kur’anın içinde bu bilgiyi düşünceyi, inancı doğrulayacak bilgi aradığımızda, bize onay veriyor mu? Bu düşüncemizi kabul edecek, tek bir örnek dahi var mı? Asla bulamıyoruz. Yani kadın başını örtmelidir bu benim emrimdir şeklinde asla bir hüküm yoktur. Hani Rabbim her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle veriyorum ki anlayasınız diyordu, ne oldu bu ve buna benzer onlarca ayet? Hani tarafsız kur’an bütünlüğünde bakacaktık ayetlere? Size bir örnek vermek istiyorum. Ayette geçen cümle neydi hatırlayalım önce.
(Başörtülerini, yakalarının üzerine örtsünler) Yani Allah başörtülerinizle yaka açıklığınızı örtün diyor. Ben size desem ki, Allah ayetinde şöyle bir emir veriyor kadınlara. Ey İman eden kadınlar, gömleklerinin uçlarını aşağıya doğru salın ki, göbekleriniz görünmesin. Size sormak isterim, Allah böyle bir ayet indirmiş olsaydı, burada nasıl bir emir veriyor kabul etmemiz gerekirdi? Kadınların göbek açıklığı görünmesin kapatın diye anlardık. Peki, burada gömlek giyme konusunda bir hüküm var mı, gömlek giymekte farz diyebilir misiniz? Allah genel bir örnekle yapılması istenen hükmünü veriyor. Yani cümlenin yüklemi önemli, iş ve oluş bildirilen emir bildiriliyor. İşte Nur suresi 31. ayetteki emri de aynıdır. Burada geçen göğüs yaka açıklığının kapatılması emridir. Bunu siz ister başınızı örtüyorsanız onunla örtün, isterseniz giyeceğiniz başka bir örtüyle örtün. Verdiğim örnekte aynıdır. Göbeğinizi ister giydiğiniz gömlekle örtün, isterseniz giydiğiniz kazakla örtün. Tarafsız bakmak sizce böyle olmaz mı? Birde şöyle düşünün, bahsettiğimiz bu örneğe benzer tek bir hüküm gösterebilir misiniz kur’an dan, yani Allah hükmünü dolaylı anlatıp açıkça söylemediği.
 
Kur’an detaylıdır yazınızdan bir alıntı yapmak istiyorum. Bakın ne kadar güzel bir tespit yapmışsınız.
 
(ALLAH düşmanlarının Müslümanları can evlerinden vurmak için tasarladıkları diğer bir yalan ise Kuran’ın detay konulara girmeyen bir anayasa olduğu tezidir.)
 
Gerçektende Allah bizleri ilgilendiren önemli konularda hüküm veriyorsa açıkça detay verdiğini, açıkladığını söyler. Allah aynı anneden süt emen sütkardeşlerin evlenemeyeceğini söylüyorsa, bu milyonda bir başımıza gelecek bir konuda çok ince bir detaydır. Annelerin kaç ay süt emzireceğini çok önemsediği için söylüyorsa, bu kitap gerçekten gerekli olanı veren kitaptır. Allah kadın saçının namahrem olup, örtülme emrini vermiş olsaydı, tüm bu sizin de benimde, söylediklerimden sonra acaba Nur suresi 31. ayetinde yaka açıklığının kapatılması emrinde, dolaylı bir yoldan mı emrederdi kadın saçının örtülmesini? Eğer tarafsız olduğunuzu söylüyor ve kur’an dan yararlanmanın yöntemini sizde hayatınıza geçiriyorsanız, sizce sonuç ne olmalıdır? Allah sizce bu cümleyle herkesin anlamayacağı şekilde, kadının başını örtme hükmünü vermiş midir? Allah hem hükümlerini açık verir diyeceğiz, hem de bir konuda farklı bir yaklaşım sergileyeceğiz. Şunu lütfen düşünün, Rabbim açıkça izah etmediği, hüküm vermediği bir konuda bizleri sorumlu tutar mı? Yorum ve karar sizin. Çünkü bakın yine çok güzel bir sözünüzü size hatırlatmak istiyorum.
 
(Din yalnız ALLAH’a özgülendiği takdirde; bizi birbirimize kırdıran, dünyada rezil rüsva, perme perişan eden ihtilaflardan kurtulmuş olduğumuz gibi, ahirette de bunun semerelerini alacağız.)
 
Ne güzel sözler. Bugün içimizde yaşadığımız ortamda bu sözlerinizden yola çıkarak, Allahın kur’anda açıkça vermediği bir hüküm konusunda bir birimizi kırarak, hatta hakarete varan sözleri söylemekten çekinmeyip, birde bakın neler söylüyorsunuz bana, sizin gibi düşünmediğim için.
 
(Konu hakikatse insani ilişkiler, saygı sevgi çerçevesi yer yeksan olur.)
 
Sayın Murat Bey, sizin hakikatlerinize uymayan, sizin gibi düşünmeyenler için siz, saygı ve sevgide her şey yerle yeksan mı oluyor? Yani sizin inancınızda olmayan, sizin gibi düşünmeyen, hakareti hak ediyor öylemi? Bu inancın temelleri Kur’anı işaret etmiyor. İsterseniz bir daha düşünün ne dersiniz? Bakın siz bana neler söylediniz nasıl hitap ettiniz, ama ben size sizin üslubunuzla cevap vermedim, daha doğrusu veremedim. Çünkü benim terbiye aldığım Rabbimin rehberi buna müsaade etmiyor.
 
Sayın Murat Bey. Son olarak size şu sözleri söylemek isterim. Güzel bir site yapmışsınız kendinize, genelde yazdıklarınıza katılıyorum. Fakat yazı su gibidir silinir gider. Önemli olan doğru ve güzel yazıları, fikirleri, bilgileri kalbimize kazımaktır. Kalbimize kazıyamıyorsak, nakledemiyorsak bu bilgilerden istifade edemiyoruz demektir. Siz bana büyük bir ders verdiniz. Ben sizin sayenizde şunu çok daha iyi anladım. Bir insanın doğruları biliyor ve söylüyor olması, tüm bu bilgileri hayatına da geçirecek, onları yaşacak anlamını taşımıyormuş. Bakın size çok önemsediğim birkaç güzel söz ile tavsiyede bulunacağım, sanırım yaş olarak sizden büyüğüm, bunu söz ve üslubunuzdan çıkardım.
 
Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik.
 
Suçlamak için işaret parmağınızla birini gösterdiğinizde, geri kalan parmaklarınızın çoğunun SİZİ gösterdiğini UNUTMAYIN!
 
İnsanoğluna konuşmayı öğrenebilmesi için iki yıl, dilini tutmasını öğrenebilmesi için altmış yıl gereklidir.
 
Bir insana söz anlatmak için yakasını, paçasını tutmanız yersizdir. Sizi dinlemek istemiyorsa, dilinizi tutun daha iyi olur.
Dinlemeyi öğrenirsen, kötü konuşmalardan bile yararlanabilirsin.
 
En güzel günlerin sizlerle olması dileklerimle. Rabbim cümlemizin yardımcısı olsun.
 
SAYGILARIMLA Haluk GÜMÜŞTABAK
 
 
NOT: Bu yazımı yazdığınız sitenize söz verdiğiniz gibi, cevap olarak yazarsanız sevinirim. Bana da nerede yayınladığınızı belirtirseniz memnun olurum. Ben bu yazıdan birçok kardeşimizin de faydalanacağını umut ettiğim için, bazı yazı yazdığım sitelere de ekleyeceğim. Bu tanışmamızın dostluğumuzu pekiştirmesi dileklerimle.

 
BİR BAŞÖRTÜSÜ İNKARCISINA REDDİYEMDİR

BİR BAŞÖRTÜSÜ İNKARCISINA REDDİYEMDİR

 

Haluk bey tekrardan merhaba;

 

Yazılarınızı inceleyeceğimi belirtmiştim. Ve tevafuken ilk olarak başörtüsü ile ilgili yazınızı okudum.

 

Eleştiri iyileştirmedir ve dost acı söyler kavlinden değerlendirin yazacaklarımı. İnşallah yanlış anlamaz ve gönül koymazsınız...

 

Öncelikle bu makalenizle ilgili söyleyeceğim tek şey bir facia olmasıdır. Ulaştığınız fıkhi sonucun yanlışlığına girmeyeceğim bile lakin sizin usule dair ciddi sıkıntılarınız var anlaşılan. Kuran’ın muhkem ayetleri ile ilgili ihtilaf kabul edilemezdir, ancak teklif bile edilemeyecek hakikatse Kuran usulüne dairdir.

 

Kuran’a göre Kuran’dan ahkam çıkarmanın tek geçerli yolu; o konuya dair sadece ve sadece Kuran’dan veriler elde etmektir. Konumuz tesettürse önce Kuran’da tesettüre dair tüm buyruklar siyak ve sibaklarıyla beraber etüt edilir. Eğer ayetler içerisinde bazı anahtar kelimeler varsa o kelimeler bağlam bütünlüğünden koparılmadan başta Kuran’ın kendi içerisinde olmak üzere sonra da Arap dilbilgisi kamus ve sarf ilmi kullanılarak kelimenin o yerde en doğru hangi manaya geldiği ortaya çıkartılır. Sonra da ulaşılan sonuç(lar) bizzat Kuran referansıyla ortaya konur.

 

bu metodoloji içerisinde asla kişisel görüşler, mantıksal çıkarımlar, tarihsel atıflar, hadisler madisler, hocalar şunlar bunlar devreye sokulmaz.

 

Maalesef siz mezkur konuda Kuran’ın belirtmiş olduğu usule hiç başvurmadığınız gibi Kuran’ın şiddetle eleştirdiği her türlü galatı yapmışsınız. Hoş hadis madis yahut mezhep görüşü dile getirmemişsiniz ancak sizin modernist tasavvurunuz kendi içerisinde bir mezhep değil mi?

 

Kısaca konuyu açmak için mevcut yazınızdan iktibaslar yaparak ilerleyelim; (Tırnak içerisinde ve italik yazılar sizin görüşlerinizdir.)

 

Günümüzde başörtüsü konusu topluma bazı çevreler tarafından istedikleri doğrultuda o kadar dikta ettirilmiş ki özellikle kadınlarımıza, ya başörtüsü Allah emriyse kuşkusu ile karşı karşıya kalmaktadırlar.”

 

İnşallah siz bu konuyu istediğiniz doğrultuda dikte etmeye çabalamamışsınızdır. ALLAH’ın dininde kuşkuya yer yoktur. Ve kitabında da herhangi bir kuşkuya mahal bırakacak bir pürüz de…

  "Aradığımız cevap, ya gerçekten Allah kadının başını örtmesini istiyorsa sorusuna cevap olduğuna göre" 

Bu tarz bir söylemin hiçbir ilmi yanı yoktur. Siz baştan başörtüsünün olmadığı olamayacağı üzerine tezinizi bina etmişsiniz...

 

"düşüncemizi ve araştırmalarımızı en kötü ihtimalden yola çıkarak yapmayı deneyelim."

 

ALLAH'ın hiç bir emri en kötü ihtimal olamaz. Sizin aile yaşantınızı bilmiyorum. Ancak eğer Kuran’da başörtüsü yazdığına inanıyor olsanız sanırım bu sizin için en kötü ihtimal olacak. Çünkü inandığınızla yaşadığınız birbirini tutmayacağı için münafık konumuna düşeceksiniz. Sanırım aileniz tesettürsüz bayanlardan oluşuyor. Ve onların bu vecibeyi yerine getirmelerini aklınızın ucundan bile geçirmiyorsunuz.

 

"Aslında kuranda hımar sözcüğü ve ondan türetilen tüm kelimeler mecaz anlamları dâhil, örtü anlamında kullanılmasına rağmen"

 

Bu söyleviniz tamamen sübjektif bir spekülasyondur. Khimar kelimesi sadece 24:31 ayetinde “başörtüsü” manasında kullanılırken türevi olan khamr 2:219;  5:90-91; 12:36, 41;  47:15 ayetlerinde sarhoşluk verici maddeleri betimlemek için kullanılır. Ki tüm sarhoşluk verici maddelerde başı örttüğü için bu sözcük kullanılmıştır. Yani “khmr” kelimesi hep başla ilgili ve ilintilidir. Ne kuran içerisinde ne de devasa Arap literatüründe bu kelimenin kafaya izafesi olmadan kullanımı yoktur.

 “biz korktuğumuz sorunun doğruluğundan yola çıkarak gerçek doğruyu bulmaya çalışalım.” 

Burada da tekrardan kendi tahlilinizde bile çıkacak sonucun müspet olmasından korktuğunuzu belirtiyorsunuz. Bu tarz bir yaklaşım değil din gibi en kritik ve hata kabul etmeyen konu, en basit bir bilimsel disiplin içerisinde bile kabul edilemez. Akademik düzeyi bir kenara koyalım etiğe dahi sığmaz.

 “Önce şöyle düşünelim acaba peygamberimiz bu ayetten ne anlamış ve bu ayeti nasıl tebliğ etmiş olabilir onu düşünelim. Güzel huylu, akıllı ve bizlere örnek olan peygamberimiz acaba kadınları toplayıp bu ayeti tebliğ ederken, Ey iman eden kadınlar, başörtülerinizin alt kısımlarını göğüs yırtmaçlarının üzerine salınız ki göğüs dekolteniz görünmesin bu Allahın sizlere bir ayeti bir emridir mi demiş olabilir sizce?” 

İyi niyetli iseniz çok vahim bir hata, yok tedirginliklerinizden ve korku dolu acemice ortaya saçılan itiraflarınızdan göründüğü gibi kitaba uymak yerine kitabına uydurmaya çabalıyorsanız, yaptığınız sadece hedef saptırmadır. Ayetin hiçbir yerinde “göğüs” kelimesi geçmezken nerden çıkardınız göğsü???

 “Önce şunu hatırlatmak isterim kuran ın anlatım biçimi, izahı ve kullandığı kelimeler o kadar özel ve özenle seçilmiştir ki, emri alan hiç kimse kendisine konuyu anlamakta zorlanmaz ve başka anlamlar asla çıkaramaz yeter ki insanlar kendisine öğretilenleri kurandan aramak adına sözcüklerin anlamları ile oynamasın.” 

Aynen katılıyorum. Demek ki aynı Kuran’dan iki farklı mana çıkarttığımıza göre ya sen haksın ya da ben!

 “Eğer bu din özgür insan, köle ya da cariye diye ayırt etmeden tüm iman edenlere inmiş ise ki kuran böyle olduğunu söylüyor” 

Konuyla ilgili değil belki ama kuran adına söyletilen bir vahim iddiaya cevap vermeden edemeyeceğim. Kuran, belki sizin modernci dimağınıza hoş gelmese de özgür köle ayrımı ciddi ciddi yapıyor…

 

Örneğin 4:25 ayetinde köle kadınlar eğer zina ederlerse cezalarının yarısı olduğu söyleniyor. Ya da bir önceki ayette 4:24 köle kadınların evli olsalar a nikahlarının düştüğünü ve onlarla evlenilebileceğini belirtiyor

 

Örnekleri arttırmak mümkün ancak çok açık bir şekilde görüleceği gibi kuran hür köle ayrımı yapıyor gerçekçi olarak.

  

“bu ayeti peygamberimiz iman eden özgür, köle, cariye tüm iman edenlere bu şekliyle tebliğ ettiğini kabul etmemiz gerekir, ayrıca eğer böyle tebliğ etmiş ise, peygamberimizde bu ayetten başörtüsünün Allah emri olduğunu anlamış olmalı diye de düşünmeliyiz biran.”

 

Tekrardan şunu söylemeden edemeyeceğim, hiçbir ilmi çalışmada yazar taraf olamaz. Sonuç oluşmadan. Ama siz en başından itibaren kendi tarafınızı seçmiş ve ona göre kılıfına uyduruyorsunuz.

   “Bu tebliği eğer bu şekilde yapmış olsaydı bakın cariyeler nasıl bir soru soracaktı o zaman peygamberimize? Ey Allahın resulü, siz başörtülerinizi göğüs yırtmaçlarının üzerine salınız diyor ve bunun Allah emri olduğunu söylüyorsunuz, ama biz köle ve cariyelere başın örtülmesi yasaktır bildiğiniz gibi” 

Cariyelerin başörtüsü kullanmalarının yasak olduğunu nerden çıkardınız? Lütfen delil getirin Kuran’dan. Eğer Kuran’dan delil getiremezseniz hadislere mi gideceksiniz? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu denmez mi? Ki hangi hadis yahut tarihsel vesika bunu söylüyor bir kaynak rica etsem?

 “Özgür ve cariye kadınların ayırt edilebilmesi için bizlerin başını örtmemiz yasaklanmıştır,” 

Delil lütfen…

 

bu durumda bizler nasıl örtelim göğüs dekoltesini, bizim başörtümüz yok diyeceklerdi.”

 

Olmayan bir delille olmayan bir hüccet olan mantıktan hükümler çıkartma. Ne güzel doğrusu.

 “Şimdi düşünmeye devam edelim. Sizce peygamberimiz bu ayetten kadın saçını örtmelidir emrini anlamış olup bu ayeti bu şekliyle iman edenlere tebliğ etmiş ise,” 

Göğüsten sonra şimdi de saçı çıkardınız? Saçla ilgili bir deliliniz var mı?

 “cariyelerin hala başının açık gezmelerine izin verir miydi dersiniz?” 

Peygamberimizin cariyelerin başları açık gezmelerine izin verdiğini de nerden çıkardınız??? Delil lütfen

 “Bunu hatırlattığım bazı arkadaşlar yine beşerin öğretisini savunmak adına kuranı delil almaktan uzak, cariyelerin ve kölelerin hakları, kanunları ayrıdır deme yanlışlığını, hatasını gösterebiliyorlar.” 

O arkadaşlar kimdir bilmem ama yanlış üstüne yanlış doğru etmez elbette. Cariyelerin hukuku ayrıdır. Yukarıda değindik. Bu bir Kuran gerçeğidir. Ancak cariyelerin başı açık gezmelerine peygamberin izin vermesi sadece sizin tabiri caizse üfürmenizdir.

 “Hâlbuki Allah her şeyden nice örnekler verdim dediği kuranda, onların lehine elbette bazı ayrı kuralların uygulanmasını açıklamıştır. Örneğin aynı suçu işlemiş köle ya da cariyeye cezanın yarısını verin emrini vermiştir. Onların da evlendirilmesi, özgürleştirilmesi için kurallar koymuştur.” 

Kendi kendinizle çeliştiğinizin farkında mısınız? Biraz önce cariyelerin hiçbir farklı statüsü olmadığını söylerken şimdi siz aksini belirtiyorsunuz.

 “Ama ne hikmetse başörtüsünden hiç ama hiç söz etmemiştir.” 

Demek ki başörtüsü hür olsun köle olsun tüm müminelere farzdır. Bunda şaşıracak ne var ki. Şimdi namaz da oruç da ya da diğer emirlerde de hür köle ayrımı yapılmayışı bu emirleri ıskartaya mı çıkaracak?

 “Eğer peygamberimiz bu ayetten başın örtülmesi Allah emridir anlamını çıkarsaydı, asla ayrım yapmadan cariye, köle herkesin başının örtülmesini emrederdi. Bunun tersini düşünmek hem ayetin anlamını kendi düşüncene göre saptırmak, hem peygamberimize, İslam dinine saygısızlıktır.” 

Peygamberimizin Aksini emrettiğine dair Kuran’dan bir deliliniz var mı? Yok. O zaman siz saygısızlık yapmış olmuyor musunuz?

 “Allah eğer bu ayette kadın başının örtülmesini emretseydi bunu ayrım yapmadan emrederdi.” 

Bunu yapmadığını da nerden çıkartıyorsunuz? Kendi kafanıza göre bir “cariyelerin başı açıktı” diye balon üfürmüşsünüz. Sonra da onun için daha başka boş gazlarla şişirmeye çabalıyorsunuz yazık…

 “Allah kadının saçını örtmesini emretmiş olsaydı, açıkça kadın saçını örtmelidir derdi.” 

Keşke ALLAH’a dinini öğretmeye kalkmasaydınız. Saçı’da nerden çıkardınız. Baş zaten saçı kapsamıyor mu? Sizin mantığınıza göre ALLAH ense, kulak, beyincik, omurilik soğanı kelimelerini de kullanmıyor…

 “Peygamberimiz devrini düşünün, o devirden gelen hadislerde bile, kadın erkek birlikte abdest aldıkları örnekleri verilir.” 

Vay vay vay demek ki işimize gelince hadislere de sarılabiliyormuşuz. O zaman adama sorarlar;

1- bu hadisin delili nerde

2- bu hadis senet yönünden sağlam bir zincire mi dayanıyor

3- bu hadis tesettür emrinden önceki mi sonraki mi dönemde vuku bulmuş…

Diye

 “Birlikte abdest alan kadın başını mesh ettiğinde saçını açacaktır, kadının erkeğe saçını göstermesi haram olsa bunu nasıl yapar lütfen düşünün.” 

Şimdi ben de kadın erkek beraber gusül alıyorlardı diye bir hadis uydursam (dinsel vecibe olarak guslün abdestten pek bir farkı yoktur) sonra da bakın demek ki bikini caizdir desem nasıl bir mantıklı önerme ise sizinki de aynısıdır.

 

Abdestte farz olan başın bir kısmının mesh edilmesidir. Ayetteki biruusikum ifadesindeki b harfi ceri bütünden bir cüze nispet eder. Gene aynı ayette (5:6) saç(şaar) kelimesi yerine baş (ra’s) kelimesi geçer. Sürekli saçı öne sürüp kavram karmaşası yaratmayalım lütfen.

 “Yine o devri hatırlayın, kadınlar saçını uzatıp örgü yaparlar ve arkalarına atarlardı yani açıkta kalırdı saçlar.” 

Bu iddianıza ALLAH rızası için Kuran’ı geçtim hadislerden, yahut şiirlerden bir tanecik delil yazabilir misiniz? Hem kuran kuran diyip cıngar çıkaracaksınız hem de mızrak çuvala sığmayınca hadisler bile değil ortaçağ varsayımlarına yaslanacaksınız.

 “Eğer kadın saçının günümüzde söylendiği gibi bir telini göstermesi haram olsa peygamberimiz nasıl müsaade ederdi tüm bunlara, bunları hiç mi düşünen yok?” 

Martaval bir bilginin üzerine bina edilmiş güdük bir mantık. Peygamberin böyle bir şeye izin verdiğini nerden çıkardınız? İkincisi bir tel metaforunu nerden edindiniz?

 “Peygamberimiz eğer Nur suresi 31. ayette geçen hımar sözcüğünden başörtüsü anlasa ve bu ayetten kadının saçını örtmesi Allah emri olduğunu çıkarmış olsa, bunu tüm iman edenlere uygulatırdı” 

Uygulatmadığına dair deliliniz ne?

 “Allah ta kadının saçını örtmesini isteseydi açıkça kadın saçını örtmelidir derdi, çünkü Allah ayetlerini bakın nasıl gönderdiğini söylüyor?” 

İşte başını örtsün demiş daha ne desin.

 “Nur suresi 31. ayette geçen sözlerden kadın başını örtmelidir emrini nasıl çıkarabiliriz?” 

Niye eksik olan ne? Çok açık değil mi? Siz bu ayetten neyin örtülmesi gerektiğini çıkartıyorsunuz? Hep bir göğüs geyiği almış gitmiş yazınızın başından itibaren.  Size göre kadınlar bu ayetten önce memeleri açık mı geziyordu?

 “Kuran kadının saçını örtmesini emretmez, ama örtmek isteyene de kimse aç diyemez.” 

Raconu kestik maşallah. Bir de lütfediyoruz. İsteyen örtebilir diye. Bu ruhsatı vermeseydiniz ne yapardık çok bonkörsünüz.

 

“Başın örtülmesi tıpkı Araplarda olduğu gibi bir gelenektir ve iklimin gerekliliğidir.”

 

Yukarıda Arap kadınlarının başlarının açık, örgülü vs olduğunu gaybdan haber vererek söylüyordunuz. Şimdi ne oldu da çark ettiniz anlayamadım.

 “Bakın bu konuda sorduğum bir soruya Diyanetin cevabından bir alıntı vermek istiyorum. (İslâm dini tesettüre böyle önem vermekle birlikte, örtünmenin şekli konusunda ayrıntıya girmemiş, bunu örf ve âdete bırakmıştır. Böylece her çağda ve her bölgede bu emrin yerine getirilmesine imkân verilmiştir” 

Diyanet de durmuş saat gibi en az günde iki defa doğruyu gösteriyor anlaşılan.

 “Daha 20 sene öncesine kadar analarımızın ve nenelerimizin başını nasıl örttüklerini hatırlayınız lütfen. Birde şimdiki halini düşünün, ne oldu da bir tek saç telinin görünmesi cehennemlik yaptı insanları, yoksa hâşâ birisine vahiy mi indi dersiniz?” 

Yoksa sen hala 20 sene önceki analarının dininden misin? O analarının 20 yıl öncesine kadar her köyde bir put gibi türbe, dilek ağacı, koca karı hurafeleri içersinde yaşamaları da mı doğruydu? Mantığa bakar mısınız hem 1400 yıllık geleneğin bir çırpıda üstünü çizeceksin. Hem de her türlü bidat ve hurafenin kol gezdiği 20 yıl önceki köy karılarının kılık kıyafetini taklit gerekliliği ileri süreceksin. 20 yıl önceki yanlışların değişmesi için vahiy mi gelmeli? Sen 1400 yılı çizerken yeni bir vahiy mi aldın?

Haluk bey; belki cevabım bazı yerlerde sertleşmiş bazı bazı da kalbinizi kırmış olabilir. Ancak makaleniz boyunca o kadar cüretkâr ifadelere rastladım ki kendimi alamadım. Konu hakikatse insani ilişkiler, saygı sevgi çerçevesi yer yeksan olur. Fıkhi açıdan iyi niyetli kalmak suretiyle yanlış çıkarsımlar yapabiliriz. ALLAH elbette iman edenlere furkanını bu gün olmasa yarın verir. Ancak sizde gözlemlediğim metadolojinin tamamen yanlış olması. Eğer bu usulü kendinize şiar edindiyseniz ulaştığınız her türlü sonuç doğrudan yanlış olacaktır. Özellikle kitaba uymak yerine kitabına uydurmayı sezinledim sizde. Bu ise çok büyük bir felakettir.

Son olarak hanif olmak hadisleri inkâr etmek sağda solda cebelleşmek değil. Kuran’ı topyekun kabul etmek ve onunla amel etmektir. Yoksa her türlü dinsiz, laik, komünist, Hıristiyan, Yahudi, ateist vs de hadisleri inkâr ediyor.

Es selamu ala menittebe’le huda.

 

HALUK BEYİN BAŞÖRTÜSÜ MAKALESİ

Günümüzde başörtüsü konusu topluma bazı çevreler tarafından istedikleri doğrultuda o kadar dikta ettirilmiş ki özellikle kadınlarımıza, ya başörtüsü Allah emriyse kuşkusu ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu konu üzerinde değişik bir bakış açısından bakmak istiyorum bu sefer.


Kuranı anlayarak okuyan bir insan kuranın hiçbir yerinde Allah kadın saçını örtmelidir diye tek bir söz bulamaz. Ne yazık ki başörtüsünün Allah emri olduğunu söyleyenler kurandan delil bulabilmek için Nur suresi 31. ayette geçen hımar yani örtü sözcüğüne başörtüsü anlamını vererek delil bulma çabasına girmişlerdir. Bir kısım meal tefsirinde (Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. ) (Başörtülerini (göğüs) yırtmaçlarının üstüne koysunlar. ) Bazılarında ise, (Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. ) diye çevirmektedirler. Doğrusu Allah herkesin kendisinden sorumlu olduğunu söylüyor da, bizleri düşünmeye akıl yürütmeye davet ediyorsa bizler de kimsenin etkisinde kalmadan bunu yapmalıyız. Aradığımız cevap, ya gerçekten Allah kadının başını örtmesini istiyorsa sorusuna cevap olduğuna göre, düşüncemizi ve araştırmalarımızı en kötü ihtimalden yola çıkarak yapmayı deneyelim. Aslında kuranda hımar sözcüğü ve ondan türetilen tüm kelimeler mecaz anlamları dâhil, örtü anlamında kullanılmasına rağmen biz korktuğumuz sorunun doğruluğundan yola çıkarak gerçek doğruyu bulmaya çalışalım.


Önce şöyle düşünelim acaba peygamberimiz bu ayetten ne anlamış ve bu ayeti nasıl tebliğ etmiş olabilir onu düşünelim. Güzel huylu, akıllı ve bizlere örnek olan peygamberimiz acaba kadınları toplayıp bu ayeti tebliğ ederken, Ey iman eden kadınlar, başörtülerinizin alt kısımlarını göğüs yırtmaçlarının üzerine salınız ki göğüs dekolteniz görünmesin bu Allahın sizlere bir ayeti bir emridir mi demiş olabilir sizce? Bir an, evet aynen böyle tebliğ etmiştir çünkü birçok mealde başörtülerinizle diye başlıyor ayet diyebiliriz. Önce şunu hatırlatmak isterim kuran ın anlatım biçimi, izahı ve kullandığı kelimeler o kadar özel ve özenle seçilmiştir ki, emri alan hiç kimse kendisine konuyu anlamakta zorlanmaz ve başka anlamlar asla çıkaramaz yeter ki insanlar kendisine öğretilenleri kurandan aramak adına sözcüklerin anlamları ile oynamasın. Şimdi yukarıda peygamberimizin kadınlarımıza özellikle tebliğ ettiğini kabul ettiğimiz şekli ile ayeti hatırlayalım. Eğer bu din özgür insan, köle ya da cariye diye ayırt etmeden tüm iman edenlere inmiş ise ki kuran böyle olduğunu söylüyor, bu ayeti peygamberimiz iman eden özgür, köle, cariye tüm iman edenlere bu şekliyle tebliğ ettiğini kabul etmemiz gerekir, ayrıca eğer böyle tebliğ etmiş ise, peygamberimizde bu ayetten başörtüsünün Allah emri olduğunu anlamış olmalı diye de düşünmeliyiz biran. Bu tebliği eğer bu şekilde yapmış olsaydı bakın cariyeler nasıl bir soru soracaktı o zaman peygamberimize? Ey Allahın resulü, siz başörtülerinizi göğüs yırtmaçlarının üzerine salınız diyor ve bunun Allah emri olduğunu söylüyorsunuz, ama biz köle ve cariyelere başın örtülmesi yasaktır bildiğiniz gibi. Özgür ve cariye kadınların ayırt edilebilmesi için bizlerin başını örtmemiz yasaklanmıştır, bu durumda bizler nasıl örtelim göğüs dekoltesini, bizim başörtümüz yok diyeceklerdi. Şimdi düşünmeye devam edelim. Sizce peygamberimiz bu ayetten kadın saçını örtmelidir emrini anlamış olup bu ayeti bu şekliyle iman edenlere tebliğ etmiş ise, cariyelerin hala başının açık gezmelerine izin verir miydi dersiniz? Bunu hatırlattığım bazı arkadaşlar yine beşerin öğretisini savunmak adına kuranı delil almaktan uzak, cariyelerin ve kölelerin hakları, kanunları ayrıdır deme yanlışlığını, hatasını gösterebiliyorlar. Hâlbuki Allah her şeyden nice örnekler verdim dediği kuranda, onların lehine elbette bazı ayrı kuralların uygulanmasını açıklamıştır. Örneğin aynı suçu işlemiş köle ya da cariyeye cezanın yarısını verin emrini vermiştir. Onların da evlendirilmesi, özgürleştirilmesi için kurallar koymuştur. Ama ne hikmetse başörtüsünden hiç ama hiç söz etmemiştir. Eğer peygamberimiz bu ayetten başın örtülmesi Allah emridir anlamını çıkarsaydı, asla ayrım yapmadan cariye, köle herkesin başının örtülmesini emrederdi. Bunun tersini düşünmek hem ayetin anlamını kendi düşüncene göre saptırmak, hem peygamberimize, İslam dinine saygısızlıktır. Allah eğer bu ayette kadın başının örtülmesini emretseydi bunu ayrım yapmadan emrederdi. Ayrıca Allah nice örnekleri değişik ifadelerle açıkladım anlayasınız ayrılığa düşmeyesiniz ayetlerine de uymaz. Allah kadının saçını örtmesini emretmiş olsaydı, açıkça kadın saçını örtmelidir derdi.

Bizler kuranı anlayarak okumadığımız ve Allahın emrettiği gibi özgür irademizle düşünmediğimiz sürece, bize öğretilenlerin etkisinden kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Peygamberimiz devrini düşünün, o devirden gelen hadislerde bile, kadın erkek birlikte abdest aldıkları örnekleri verilir. Birlikte abdest alan kadın başını mesh ettiğinde saçını açacaktır, kadının erkeğe saçını göstermesi haram olsa bunu nasıl yapar lütfen düşünün. Yine o devri hatırlayın, kadınlar saçını uzatıp örgü yaparlar ve arkalarına atarlardı yani açıkta kalırdı saçlar. Eğer kadın saçının günümüzde söylendiği gibi bir telini göstermesi haram olsa peygamberimiz nasıl müsaade ederdi tüm bunlara, bunları hiç mi düşünen yok?

Peygamberimiz eğer Nur suresi 31. ayette geçen hımar sözcüğünden başörtüsü anlasa ve bu ayetten kadının saçını örtmesi Allah emri olduğunu çıkarmış olsa, bunu tüm iman edenlere uygulatırdı. Allah ta kadının saçını örtmesini isteseydi açıkça kadın saçını örtmelidir derdi, çünkü Allah ayetlerini bakın nasıl gönderdiğini söylüyor?


Kehf Sur54. ayet; Yemin olsun, biz, bu Kuran`da, insanlar için her türlü örneği değişik ifadelerle gözler önüne koyduk. İnsan ise varlığın, tartışmaya en çok tutkun olanıdır.

İsra suresi 89. ayet; Yemin olsun, biz bu Kuran`da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.

Sizlere sormak istiyorum bırakın onlarca ayeti, yukarıdaki iki ayete de uyuyor mu Nur suresi 31. ayette geçen sözlerden kadın başını örtmelidir emrini nasıl çıkarabiliriz? Hani Rabbim insan için her türlü örneği değişik ifadelerle vermişti? Hani her benzetmeden nice örnekleri sıraladım diyordu? Doğrusu Rahman da böyle yapacaklarını bildiğinden bakın bu sözlerin sonunda ne diyor? Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler. Evet Rabbim senin asla söylemediğin sözleri senin sözün diye ortaya sürdüler, elbette bunun hesabı çetin olacaktır. Doğruyu gerçek doğruyu Rabbim bilir, bizlere düşen peygamberimizin bizlere tebliğ ettiği kuranı, bir insan olarak diğer canlılardan farklı oluşumuzun tek özelliği olan, Rahmanın bizlere bahşettiği aklımızı kullanmaktır. Onu kullanmıyorsak bakın onlar için neler söylüyor Rabbim?


Enfal sur. 22. Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen sağır-dilsizlerdir.


Kuran kadının saçını örtmesini emretmez, ama örtmek isteyene de kimse aç diyemez. Başın örtülmesi tıpkı Araplarda olduğu gibi bir gelenektir ve iklimin gerekliliğidir. Bakın bu konuda sorduğum bir soruya Diyanetin cevabından bir alıntı vermek istiyorum. (İslâm dini tesettüre böyle önem vermekle birlikte, örtünmenin şekli konusunda ayrıntıya girmemiş, bunu örf ve âdete bırakmıştır. Böylece her çağda ve her bölgede bu emrin yerine getirilmesine imkân verilmiştir. Sonuç olarak tesettür evrensel, sürekli bir hüküm; örtünmenin şekli ise yereldir. ) Allah örtünmeyi emreder hatta açıklamaya çalıştığımız ayette dikkat edin göğüs kısmının bile örtülmesi ayrıntısına girer kuran. Namus ve iffetli yaşamamızı emreder erkek ya da kadın olarak. Dikkat edin Diyanetin açıklamasında olduğu gibi örtünme hem örf ve adet, hemde bölgeye iklime göre değişen bir olgudur. Amaç iffetli ve namuslu yaşamaktır. Namus ve iffet kuranın bahsetmediği saçta değil, cinsel organlarımızı ve özellikle kuranın zikrettiği göğüs dekoltesini korumak ve kollamakla cinsel cazibeli dolaşmamakla namusumuzu koruyabileceğimizi ve Allahın emrettiği iffetli insanın bu şekilde olacağını bilmeliyiz. Başı örtenin iffetli sayıldığı zihniyetin tezahürünü günümüzde çok iyi görmekteyiz. Başını örtüp tüm cazibelerini sergileyenler yanlış zihniyetin bir ürünüdür. Daha 20 sene öncesine kadar analarımızın ve nenelerimizin başını nasıl örttüklerini hatırlayınız lütfen. Birde şimdiki halini düşünün, ne oldu da bir tek saç telinin görünmesi cehennemlik yaptı insanları, yoksa hâşâ birisine vahiy mi indi dersiniz? İşte güzel Kuran işte güzel İslam dini. Onu anlayarak okursan sana rehber ve bir güneş olur. Eğer anlamadan okursan, Rahmanın ne söylediğini ilk elden almıyorsan, beşerin sözlerine kanıyorsan, asla doğru yolda olduğunu bilemez ve kuranın rehberliğinden ve ışığından faydalanamazsın. Allah onun rehberliğinde ruhumuzu teslim eden kulları arasına alması dileklerimle.


SAYGILARIMLA
Haluk GÜMÜŞTABAK

       
 
BAŞÖRTÜSÜ

Aslında erken dönemde fıkha ve muamelata dair konularda makaleler yazıp neşretmek gibi bir niyetimiz yoktu. Çünkü Hanif mesaj, tam anlamıyla anlatılmadan, akidede bir birlik oluşturulmadan, usul ve metot hususunda bir uzlaşı sağlanmadan bu gibi tartışmaların havanda su dövmekten öte olmayacağını biliyorduk. Ancak tesettür konusunda bu prensibimizi çiğnemek zorunda kalıyoruz. Hele piyasada Kurancılık yapan ciddi bir yekunun Kuran’ın açık emri başörtüsüne karşı kutsal cihat ilan etmeleri bize artık bu konuyu ötelemeye dair hiçbir şans vermiyor. 

Devamını oku...
 
DIŞ ELBİSE (MANTO / CİLBAB)

(33:59) Başörtüsü düşmanlarının hiç değinmedikleri bir ayettir. Görmezden gelişlerinin sebebi basittir. Kuran, hiç kimsenin itirazına mahal vermeyecek bir şekilde kadınlara evden çıktıklarında bir dış elbise giymelerini farz kılmıştır. Önce ayete bir bakalım: 

33:59 Ey peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına mantolarını giymelerini söyle. Bu tanınmaları ve incitilmemeleri için en uygundur. ALLAH bağışlayan ve şefkatli olandır. 

Devamını oku...
 
TESETTÜR

Batı her türlü değerini tüketime açmakla beraber kadınlarını da bundan geri tutmadı. Kadınlar, tüketim objesinin temeli haline getirildi. Hem tüketilen hem de tüketen artık kadındı. Önce çırılçıplak edilip şehvetperest erkeklerin sofrasına konuldu.                                  

Günümüzde reklâmların çoğunluğu kadın sömürüsüne hitap eder.[1] Hemen hemen her filmde konu alakasız bir şekilde cinselliğe getirilir. Gazetelerin arka sayfalarında çıplak bir manken ve altında alakasız birkaç cümle olması artık olmazsa olmazdır. Televizyon ve turizm sektörünün tamamı çıplaklık ve cinsellik üzerine kurulmuştur. Ta Antalya’ya kadar gelip denize girmeden havuza girenler sizi şaşırtmasın.[2] Sanki başka yerde havuz yokmuş gibi. Sistem kadınları kasap vitrinindeki ete, erkekleri de kapı önündeki kedilere dönüştürmüştür. Günümüz koşullarında bir kadının işe alınması için en temel özellik fiziğinin düzgün olması ve açık saçık giyinmesidir.[3] 

Devamını oku...
 


Bu sitedeki tüm materyaller Allah rızası için vakfedilmiştir. Kaynak göstermek koşuluyla, izne gerek duyulmadan her türlü iktibası yapabilirsiniz.

www.hukumallahindir.com 

 

Hüküm Yalnız Allah'ındır isimli kitabımıza göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı çok teşekkür ederiz.