Hüküm Yalnız Allah'ındır!
| BAŞÖRTÜSÜ |
|
Aslında erken dönemde fıkha ve muamelata dair konularda makaleler yazıp neşretmek gibi bir niyetimiz yoktu. Çünkü Hanif mesaj, tam anlamıyla anlatılmadan, akidede bir birlik oluşturulmadan, usul ve metot hususunda bir uzlaşı sağlanmadan bu gibi tartışmaların havanda su dövmekten öte olmayacağını biliyorduk. Ancak tesettür konusunda bu prensibimizi çiğnemek zorunda kalıyoruz. Hele piyasada Kurancılık yapan ciddi bir yekunun Kuran’ın açık emri başörtüsüne karşı kutsal cihat ilan etmeleri bize artık bu konuyu ötelemeye dair hiçbir şans vermiyor. Günümüzde başörtüsü laik kesim tarafından günah keçisi haline getirilmiştir. Dine ve dindarlara karşı tüm kinlerini başörtüsü üzerinden kusmaktadırlar. Türban, kimyadaki turnusol kâğıdı görevini görmektedir. Bu mevzuda hakla batılın ayıracı durumundadır. Tabiî ki bu sembolleşme de türbanı bayraklaştıran asalakları unutmamak gerekmektedir. Onlara göre ülkemizdeki tek dinsel sorun başörtüsüdür. Bu çözüldüğü zaman her şey güllük gülistanlık olacaktır. Böylelikle başörtüsü günümüzde büyük bir rant kapısı haline dönüşmüştür. Bu ranttan en çok parsayı da siyasetçiler toplamaktadırlar. Onların derdi ne İslam’dır ne de başka bir şey. Yalnızca sultalarını devam ettirme peşindedirler. CHP siyasetini başörtüsü karşıtlığı üzerine kurmuşken AKP aksi bir tutum almıştır. İki seçimdir en çok oy alan partilerin bu ikisi olması bu tahterevalli siyasetinin bir tezahürüdür. Maalesef bu sorun dindarlara dinsizler arasında cereyan ederken, dinsizler kıvrak bir hamleyle vakıayı kendi lehlerine çevirmek istemektedirler. Buna da hiç mi hiç inanmadıkları Kuran’ı alet etmekten ar etmiyorlar. Onlara göre güya Kuran’da başörtüsü yazmıyormuş (!) onun için farz değildir. Tabi ki bu din cahillerine bu malumatı veren bizim Kurancılardan başkası değildir. Yoksa onlar Kuran’da ne yazıp ne yazmadığını nerden bilecekler ki? Ülkemizde Kuran’ı dindarlar bile mealinden bir kez okumazken dinsizlerden bunu beklemek komik olur. Öncelikle dinsizlerin vızıldamalarına cevap verdikten sonra sureti haktan görünen başörtüsü inkarcılarına da cevap vereceğiz. Be hey jakobenikler; Size ne Kuran’da ne yazıp yazmadığı! Sanki hayatlarınızı Kuran’a göre dizayn ediyorsunuz da bir başörtüsü eksik kalmış. Sizin çok mu umurunuzda Kuran’da yazanlar? Diyelim ki sizin dediğiniz gibi olsun ve başörtüsü Kuran’da geçmiyor olsun. Bir an aptal taklidi yapalım ve sizin Kuran sevdalıları olduğunuza inanalım. O zaman buradan size tavsiyelerde bulunalım. Hem de üzerinde herkesin ittifak ettiği yüzlerce ayette geçen temel konular hakkında. Namaz kılmak Kuran’da 100 den fazla yerde geçiyor; niye kılmıyorsunuz? Oruç tutmanın farz olduğu apaçıktır. Oruçla ne alakanız var? Kuran’da koskoca bir Hac suresi var. Mekke’nin yerini haritadan gösterebilir misiniz? Zekâtı gizliden verenlerden misiniz? Demokrasi, laiklik, Kemalizm ve kapitalizmi hangi ayetlerden çıkarıyorsunuz? Referans verebilir misiniz? Bizi bu konuda aydınlatıp karanlıklardan kurtarmak istemez misiniz? Bu ve benzeri birçok Kuran emrine Fransız olduğunuz malumdur. Bu da sizin bu konudaki samimiyetsizliğinizi ortaya koymaktadır. Amacınız üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Ancak bağcıyı döverken bile cehaletinizi ortaya koymaktan kendinizi alamıyorsunuz. Çünkü “Kuran’da başörtüsü yazmıyor o zaman başını aç!” dediğiniz kitle Kuran konusunda körlükte sizden hiç de geri kalmayacak seviyededir. Sanki onlar dinle ilgili her şeyi bu Kuran’da var yapalım aaaa! Bu da yokmuş terk edelim diyen insanlar. Onların uygulamalarının % 90'ı zaten Kuran’da yazmıyor ki. Mezhepler, tarikatlar, şeyhler, evliyalar, şefaatler, türbeler, yatırlar, sakal-ı şerifler, Buhariler, Müslimler, Hızırlar, kırklar, erenler, kandiller, mendiller, nafileler, menduplar, mekruhlar, istiareler, ruhlar, manevi âlemler, sırlı olaylar, yalanlar, dolanlar ve tüm aldatmacalar Kuran’dan mı çıkıyor? Eğer biraz akıl olsaydı sizde, başörtüsü Kuran’da yoktur diyeceğinize başını açmak farzdır diye bir hadis uydururdunuz. Hem daha etkili olurdu hem de biz de bu kadar yorulmazdık. Korkmayın eski ibnilerden birisi sahabe kadınlarının başı açıktı diye bir hadis yumurtlamıştır. Siz de bol dipnotlu havalı bir akademik makale kaleme aldırırdınız iş olur biterdi. Ne hikmetse günümüzde en olmadık iddiaların altına bile şu ebudan nakil bu ibni böyle demiş denilerek, sanki ALLAH buyurmuş havalarına yatılıyor. Başörtüsü çok açık ve hiçbir itiraza mahal vermeyecek netlikteki bir Kurani emirdir. Koparılan tüm bu yaygaraların asıl sebebi dini moderniteye uydurma çabalarının eseridir. Kitaba uymayanlar, işlerini kitabına uydurmayı daha kestirme olarak kabul ederler. Karısına gücü yetmeyen adamın başörtüsünü savunması anlamsızdır. Başörtüsü yerine kefen giymeye razı olan bayanların da… Öncelikle son devrin yetiştirdiği en büyük müçtehit (!) olan Ruhat Mengü’nün bile diline doladığı meşhur ayetimize bir bakalım: 24:31 Mümin kadınlara de ki: Gözlerini kıssınlar. Namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görünenler müstesna süslerini göstermesinler. Başörtülerini degajelerinin üzerine vursunlar. Süslerini; kocaları, babaları, kayınbabaları, oğulları, kızları, üvey oğulları, kardeşleri, erkek kardeş oğulları, kız kardeş oğulları, kendi kadınları, cariyeleri, erkeklikten kesilmiş hizmetçileri ve kadınların avret yerlerini anlayamayacak küçük çocuklar haricinde kimseye göstermesinler… Ayetteki kelimeleri tek tek inceleyelim: Birinci emir, aynen 30. ayette erkeklere olduğu gibi gözlerden başlıyor. Gençler arasında çok yaygın olan, kesme, iş atma, süzme gibi olguları yasaklıyor. Hem kızlar için hem erkekler için. Bunun sınırını elbette ki kişi bilir. Namuslarını diye çevirdiğimiz kelime “ferc”’dir Arapça kadın cinsel organı yahut mecazen ırz, namus manalarına gelir. Bu ayette ikinci anlamıyla kullanıldığı açıktır. İkinci kritik sözcüğümüz ise “ziyne” kelimesidir. En basitinden süs manasına gelir. Dilimize ziynet şeklinde anlamı daralarak geçmiştir. Bazı cahiller, Arapçadaki ziynet kelimesini Türkçeye geçmiş anlamıyla % 100 uyumlu olduklarını zannettiklerinden bu ayetteki ziynetin küpe, bilezik, kolye vs gibi takılar olduğunu ve bunların gösterilmesinin haram olduğunu söylemekteler. Cahil bilmediğini bilmeyendir. Yoksa herkesin her konuyu bilmesine lüzum yoktur. Ancak bilmediğini bilmeyen baştan öğrenme şansını da yitirmiştir. Madem bilmiyorsunuz ne hakla ALLAH hakkında atıp tutuyorsunuz ki (22:3, 8) ziynet kelimesinin ayette takı manasında kullanılmadığını görmek için mantık profesörü de olmaya gerek yoktur. Tüm kadınlara, yakın akraba erkeklerine ve çocuklara gösterilip de geride kalan tüm erkeklerden gizlenmesi emredilen ziynetin bilezik olmadığı barizdir. Kadının her tarafı süsüdür. Yüzü, elleri, kaşı, gözü, kirpiği, dudakları, ayakları… Bu kadar yeter sanırım yani kadının her tarafı süstür.[1] Ayet de bunu teyit eder. Ancak kendiliğinden görünen yerleri müstesna kılar. Bu işin esprisi kendiliğinden görünen yerlerinin neresi olduğudur. Bu konuyu tesettürle ilgili diğer bir önemli ayet olan cilbap ayetiyle beraber ALLAH’ın yardımıyla aydınlığa kavuşturacağız. Şimdi asıl fırtınaların kopartıldığı kelimeye geldik “humur” kelimesi; bu sözcük himar[2] kelimesinin çoğuludur. Ve tüm sözlüklerde başörtüsü olarak geçer. Hangi Arap ülkesine giderseniz gidin Arapça bilmiyorsanız İngilizce sorun. Onu da bilmiyorsanız “ma maana himar?” diye sorsanız karşıdaki bir kadının başındaki örtüyü gösterecektir. Ancak bu durum % 100 delil midir? Derseniz çok güçlü bir delildir derim. Bilimsel metodolojide temel bir kural vardır. İspat iddiayı ortaya atana vaciptir. Çünkü herkesin başörtüsü olarak kabul ettiği kelimenin başka anlama geldiğini söyleyenlerin ispatlaması gerekmektedir. Ancak biz gene devam edelim. Amaç akıllarda herhangi bir soru işareti kalmamasıdır. Çünkü Kuran kelimelerinin % 99 u ALLAH’ın yardımıyla asıl manalarını muhafaza etmişken birkaç kelime yol kazasına uğramıştır. Ümmi kelimesi gibi. Onun için ilimsel bir metot takip ederek şu soruyu soruyoruz kendimize. Himar kelimesi için bilinen tüm Arapça kamuslara baktık Araplara da sorduk başörtüsü cevabını aldık, ancak bu kelime yol kazasına uğramış olabilir mi? Tekrar ayete dönüyoruz ve ayette himar’ın degajeye vurulması gerektiği söyleniyor. Ayette geçen kelime “cuyub” tur cuyub: ceyb’in çoğuludur. Bu kelime de aynen ziynet kelimesinde olduğu gibi anlamı kayarak ve daralarak geçmiştir. Dilimizde cep olarak bildiğimiz bu kelimenin aslı koyundur.[3] Aynı kelime (27:12) ayetinde Hz. Musa’nın elini koynuna sokması bahsinde tekil olarak kullanılıyor. Kadın boyun açıklığına degaje dendiği için “ceyb” kelimesini dilimizdeki en doğru karşılığının degaje olduğunu düşündük. Demek ki bu “himar” denilen şey kadınların degajelerine vurulacakmış. Burada “daraba” kelimesinin kullanılmasında hinlik aranmasın. Bu kelime emrin önemini ve örtmenin tedbirli bir şekilde yapılması için kullanılmıştır. “yesturne” örtsünler, “yudninne” salsınlar fillerinin kullanılmamasının sebebi budur. Yani günümüzdeki tesettürlü bacılarımızın uyguladığı başörtülerini mantoya toplu iğneyle tutturmak bu ayeti bire bir uygulamaktır. Yani “himar” bir şekilde cilbaba yapıştırılacaktır. “Cuyub” ve “daraba” kelimeleriyle ilgili kafalardaki soru işaretlerini giderdikten sonra “humur” kelimesine geri dönelim. Bu sefer kelimeyi Kuran’da tarayalım. “Himar” kelimesinin tek bir defa bu ayette geçtiğini görürüz. Ancak gene aynı kökün farklı haline rastlamaktayız. (2:219; 5:90, 91) ayetlerinde “hamr” kelimsinin kullanıldığını görmekteyiz. Bu ayetlerde geçen “hamr” kelimesinin aklı örten maddeler olduğunda hem fikiriz. Yani “hmr” kökü Kuran’da dört farklı şekilde geçmektedir. Dördünde de iki ortak özelliği vardır; bir şekilde başı örtmesi. Olay mahallinden bu kadar kanıt topladıktan sonra yapmamız gereken yalnızca bu verileri birleştirmektir. Öncelikle Arap yarımadasında cahiliye döneminde erkekler de kadınlar da iklim koşulları sebebiyle başlarında örtü taşıyorlardı. Hala bile bu durum böyledir. Bedeviler başlarına sarık sararlar. Ve iklim koşullarından ötürü ister istemez vücutlarının çok büyük kısımlarını örtmek zorundadırlar.[4] Bu durum her isteyenin şu gün bile görebileceği basit bir gerçektir. Ancak demek ki o dönem ki kadınlar, başlarını örtmelerine rağmen degajeleri ve boyunları açıkta kalıyordu. Aynen günümüz laikçilerinin istediği şekilde başörtülerini degajelerine değil arkaya salmış olmalılar.[5] Yani Malatya şivesinde leçek dediğimiz ve hala Anadolu köylerinde yaygın olan şekilde başörtüsünü arkadan bağlıyorlardı. Ayet ise arkaya sarkıtılmış olan başörtülerinin mantoya sıkı sıkıya bağlanmasını emretmektedir. Gene benzer Kurancı zihniyetin ürünü olan “Uydurulan din Kuran’daki din”[6] adlı kitabın büyük bir bölümü sırf bu konuya ayrılmıştır. Oysaki kitap bu konuya kadar makul bir seyir izlemektedir. Ancak bu bölüm ve benzer bölümlerde tamamen zırvalanmıştır. Sanki yeryüzündeki tüm dillerde tüm kıyafetlerin giyildiği uzuvla anılması gerektiği zorunluluğu varmış gibi çocukça bir önermede bulunulmuştur. Dilimizdeki başörtüsü isim tamlamasından cesaret alındığı ortadadır. Ancak bu önermenin tamamen sakat olduğu barizdir. Onların iddiasına göre eğer bu kelime başörtüsü manasında olsaydı “himaruras” şeklinde olması gerekirmiş. Bu iddianın hiçbir ilmi değerinin olmadığını hem dilimizden hem de Kuran’ın dili olan Arapçadan örnekler vererek gösterelim. Birinci kelimemiz asıl kelime olan başörtüsü olsun. Şimdi hiçbir araştırma yapmadan bu kelimeyle aynı anlamı veren dilimizdeki eş anlamlılarını bir çırpıda sırlayayım: yazma, türban, dolak, tülbent, yallık, eşarp, hicap vs… eğer her yöremiz incelense sırf bu kelimenin onlarca eş anlamlısını buluruz. Ve hiçbirisinde baş kelimesi geçmez. Ancak en zekimizden en geri zekâlımıza bu kelimeleri duyduğumuzda başa örtülen bir şey olduğunu anlarız. Aynı kelime: Arapçada da birçok karşılık bulmuştur. Hicab, nikab, lifam, burka, lisam, nasif, miknea bu kelimelerin hiçbirisinde de ras (baş) kelimesinin olmadığı ortadadır. Gene dilimizde başla ilgili birçok kıyafet ve aksesuar vardır. Hiçbirisinin içinde baş kelimesi bulunmamaktadır. Şapka, bere, kasket, fötr, fes, kep, sarık, takke. Himar ve başörtüsüne benzer bir durum ayakkabıda da vardır. Dilimizde bir isim tamlaması olan bu kelimenin Arapçası olan “hizae” kelimesinde de ayak kelimesi geçmez. Bu hizae’nin kafaya takıldığı anlamana gelmeyecektir tabi ki. Aynı ayakkabı kelimesi, dilimizde ayağa hiç de izafe edilmeyen pabuç, potin, kundura, bot, çizme vb gibi adlarla da anılmaktadır. Teşbihte hata olmaz derler konuyla tam uygun olduğunu düşündüğüm bir örnek vereyim. ALLAH bize “çoraplarınızı diz kapaklarınıza çekin”[7] diye buyuruyor olsun. Şimdi buradan birisi çıksa dese ki “bu çorap ayağa giyilir diyorsunuz. Ancak eğer sizin dediğiniz gibi olsa “ayak çorabı” denmesi gerekmez mi?” dese ne dersiniz? Yahut başka biri de çıksa dese ki buradaki emir dizlerin örtülmesidir. Ayakların değil dese ne yaparsınız? Hadi be oradan bas git işine deyip şutlarsınız. Ne yapacaksınız. Yahut deli veya geri zekâlı zannedip acıyacaksınızdır. Durum aynen bundan ibarettir. Eğer bu cümleler bir Arabın yanında kurulsa sizin aynı önermenin Türkçesine verdiğiniz yanıtın benzerini onlar verecektir. Türkçe olduğu için halkımız, çorabı da dizi de çekmeyi de çok iyi bilmektedir. Ancak Arapça olunca ve bu adamların yüzlerce doğru sözlerini duyunca insan meyletmeden edemiyor. Bu tayfanın yaptığı hakla batılı karıştırıp servise sunmaktır. Hadislere, mezheplere, haramlara, helallere çok güzel açıklamalar getirirler. “Tamam dersiniz, burası doğru adres.” ancak bu doğruların yanında eşantiyon olarak Kuran’ın yerine modernitenin verildiğini fark edemezsiniz bile. En tehlikeli yanlış doğruyla karıştırılmış olandır. Çünkü insanların çoğu seçip ayırabilecek mümeyyiz bir akla sahip değildir. Bazı ahmaklar da hiçbir ilimsel yanı olmadan “saçtan kim tahrik olur.” diyerek başörtüsünü inkâr etmeye çalışıyorlar. Bu tarz küstah ve ALLAH’a din öğretme girişimleri (49:16) ayetiyle tescillenmiştir. Müminler ALLAH’ın emirlerini sorgulama hakkına sahip değildirler. (33:36) işittik ve itaat ettik demelidirler. ALLAH’ın tüm emirleri de akıl ve mantık çevresinde değerlendirilemez. İnsan aklı daha kendi beynini çözememişken nasıl olurda alemlerin efendisine karşı diklenir anlaşılacak gibi değildir. Bu ne özgüven bu ne kibirdir. İslam’da bu niye haramdır sorusuna verilecek ilk cevap ALLAH öyle emretti diyedir. Hatta başka cevaplar vermek lüzumsuz polemiklere girilmesini beraberinde getirir. Örneğin “domuz niye haramdır?” sorusuna sünnetçi ulema koro halinde sağlığa zararlı olduğu için cevabını verirler. Oysaki aynı ayette putlara adanmış kurbanın da haram olduğu sayılır o da mı sağlığa zararlı? Bu bakış açısı iki bakımdan yamuktur. Birincisi yarın domuzun sağlığa yararları ortaya çıksa helal mi olacak? İkincisi her sağlığa zararlı olan şey haram mıdır? O zaman sağlığa en zararlı şey strestir. Stres haramdır demek olur bu. Onun için kimse strese girmemelidir. Haydi, buyurun buradan yakın. Uzun bir parantez açtıktan sonra devam edelim. Evet kadının saçı en cazibeli yerlerinden birisidir. Bu sefer şarkıdan türküden de delil getirmeyeceğim. Çevrenizdeki başı açık kadınları gözlemlemeniz yeterlidir. Başı açık bir kadın evden çıkmadan en az 20 dakika aynanın başına geçer. Ve saçlarını yapmaya başlar. Diğer kıyafetlerine ayırdığı sürenin kat be kat fazlasıdır bu. Ayrıca düzenli olarak kuaförlere astronomik paralar yatırması da cabasıdır. Yani tüm bu kadınlar salak mı ki saçlarına bu kadar önem veriyorlar? [1] Yıllar önce bu ayeti tefsir ederken Kuran perspektifini henüz kazanmamış bir arkadaşım, bu sözlerimden sonra bana kadının yüzünden ellerinden ancak sapıklar tahrik olur demişti. Kendisine kaşa, kirpiğe, dudağa, saça mahsus yazılmış onlarca şarkı, türkü ve şiir delil getirince algılayabilmişti. Hakikat Kadının her yerinin güzel ve süs olmasıdır. [2] Geçtiğimiz yıllarda bu mevzuyu piyasada forsu olan bir Kurancıyla internet üzerinde tartışmıştım. Tipik bir Kurancıydı. Arapçayı hiç bilmemesine rağmen sağdan soldan duyduğu üç beş kelimeyle Arapça profesörü havaların yatıyordu. Kendisine humur’un himar kelimesinin çoğulu olduğunu söylediğimde küçücük beyniyle beni mort edeceğini sandı. “Yapma himar eşek demektir” dedi. Kendisi eşek zihniyetinde olan bu şahıs, kulaktan himar kelimesini duymuş olmalıydı. Arapça okuma yazma bilmediği barizdi. Çünkü türban manasındaki himar gırtlaktan gelen kaba h ile eşek manasındaki himar ise boğazdan gelen h ile yazılır. Arapçada üç tane he vardır. İşin ilginci maskesi düşmesine rağmen inatla himarın eşek olduğunu savunmayı sürdürdü. Tabi ki biz bize yakışanı yapıp bu eşeği msn listemizden o anda sildik. [3] Bu koyunu küçükbaş hayvan sanmayın. İnsanın yaka aralığı olan koyundan bahsediyorum… [4] Yeni türemiş ve ilminden ziyade sansasyonel çıkışlarla gündeme gelmeye çabalayan bir alimcik, başörtüsünü inkar etmenin iyi bir rant kapısı olacağını düşünmüş olacak ki: kuru laf kalabalıkları ve mantıksızlıklar silsilesiyle bunu ispatlamaya gayret etmektedir. Ona göre o dönemdeki kadınların tamamı memeleri açık gezmekteymiş ve ayet yalnızca memeleri örtmek için gelmişmiş. Hatta hadisleri inkâr eden bu melun, utanmadan peygamberimizin kızının memesinin göründüğünü hadis rivayet ederek söylemektedir. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Duruma bakın, hadisler değil başörtüsünü, peçeyi çarşafı emreder. Bu çok açıktır. İhtilaf kadınların yüzleri görülebilir mi görülemez mi konusundadır. Bizimki ise önce hadisleri inkâr ederek bu emirlerden kurtuluyor. Sonra Kuran’ın tesettür emriyle baş başa kalıyor ve bu da ona ağır geliyor. Ve hadislerden cımbızlama yapıp ondan da kurtulmanın yollarını arıyor Bu ne ciddiyetsizliktir. Bu ne terbiyesizliktir anlayamıyorum. [5] Bu güruh bilerek veya bilmeyerek hep ALLAH’ın emirlerine cephe almaktadırlar. Onların asıl sorunu saçların örtülmesi değil boyunun örtülmesi olduğunu ibretle görmekteyiz. Hem bu kadar Kuran’a uzak olacaksın hem de % de 100 isabetle oynayacaksın. Bu şeytan ne pis çalışıyor doğrusu. [6] Kuran araştırmaları gurubu tarafından kaleme alınmış bu kitap, modernist ve feminist bakış açılarını hesaba katmazsak oldukça başarılı ve yararlıdır. Dengeli bir üslup ve Kurani perspektifle kaleme alınmıştır. [7] Dilimizin güzelliğinden ötürü her eyleme ayrı bir fiilimiz vardır. Çorap çekilir. Vurun demek Türkçeye ihanet olur. Ancak maksat anlaşılmıştır sanırım. |
Hüküm Yalnız Allah'ındır isimli kitabımıza göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı çok teşekkür ederiz.

